Uncategorized

Buluşma: Ama Kiminle ?- Banu Küçüksubaşı

 

Sakıp Sabancı Müzesi nin yeni sergisi Sabancı Üniversitesinden mezun olan ya da çeşitli sebeplerle burayla yolu kesişmiş 20 sanatçının işlerinden oluşan bir “Buluşmaya” ev sahipliği yapıyor.

 

sabancı sergi-1Reunion: Buluşma her ne kadar mezunların bir araya gelmsine verilen ad olsa da ben asıl buluşmanın çağdaş sanatçılarla halk arasında olması gerektiğini düşünüyorum. Bizleri açıldığından beri çok önemli sanatçı ve sergilerle buluşturan bu müzenin yabancı ölmüş ustalarla buluşmak için kuyruk bekleyen meraklılarını bu sergi de pek göremiyoruz. Geçmişi öğrenmek ,değerlendirmek , ustaları selamlamak her ne kadar çok önemli olsa da bugün  yaşları 30-40 arasında değişen hayat dolu , söyleyecek çok şeyi olan, hali hazırda yaşadığımız dünyanın gerçekliklerine yeni bakış açıları ve duyarlılık kazandıran  genç sanatçılarımızın da aynı ilgi ve özeni hak ettiğini düşünüyorum.

10 seneyi aşkın sanat rehberliği yaşamımda yerli ya da yabancı bir çok sanat izleyicisinin  çağdaş sanat ile problem yaşadığına şahit oldum. Geçmişin değerlerini  hazmetmek için yeterli zaman aralığı bulunduğu halde , bugün birebir içinde bulunduğumuz gerçekliği  yaşayıp giderken , olan biteni hazmetmekte zorluk çekebiliyoruz.

Bugünün sanatıyla karşı karşıyaken geçmişe ait felsefe , teknik ve estetik anlayışları bir kenara bırakıp , bizlerle birlikte bugünün kaosunu yaşayan başka bir kişinin aslında bize iletmek istediği ne olabilir diye kendimize sorarsak  çağdaş sanat ile iletişimin yolu açılmış olur.Çünkü hemen hepsi bugünkü kişisel ve kollektif gerçekliklerimizin yeniden üretimi olup içinde bizlerden bir parça barındırmakta. Bizler de bu iletişimi kurduğumuzda kendi deneyimlerimizden parçaları gördüğümüz işlere katmaktayız.

 

Örneğin Tan Mavitan’ın  ‘ Tank’ işi , kapitonelerle kaplı olmasıyla seyircide yaklaşma -dokunma hissi  ve sempati uyandırırken namlunun ucundaki kamera arka duvardaki ekrana bizi ve yanimizdaki kişileri yansıtmakta. Bu bana günümüzün popüler deyimi olan ‘Algı Yönetimi’ kavramını hatırlatıyor. Politik çıkarların çeşitli sebeplerle meşrulaştırdığı savaşlara hassasiyetimiz azalırken namlunun ucunda bizim olduğumuzu gözden kaçırıyoruz. Bunu izleyiciye anlattığımda insanlar ürperiyor çünkü sevimli pofuduk tanka bakarken buna hiç dikkat etmemiş oluyorlar.

ssm-k

 

Meriç Algün Ringborg’un  ‘Ödünç Alınmamış Kitaplar Kütüphanesi’ sanatçının , dünyanın çeşitli kütüphanelerinde hiç merak edilmemiş , ödünç alınmamış , kitapları araştırdığı bir proje aslında. SSM deki sergi için bu defa Sabancı Üniversitesi kütüphanesini konu alıyor. Hiç ödünç alınmamış bu kitaplar ilk defa sanatçı tarafından bu sergide gösterilmek üzere  üniversiteden ödünç alınıyor. Kitapların bazıları çok bilimsel olmakla birlikte dikkatimi çeken kitaplardan birkaç tanesi ‘Risk’, ‘Açık Konuşalım’, ‘America Land of hypocracy’. Kimse ‘Risk’ almak istememiş. ‘Açık Konuşmak’ istememiş. Amerika güdümlü globalleşmiş yaşamlarımızda bunu sorgulamak istememişiz. Aslında içinde yaşadığımız toplum ve dünyanın bir aynası, bir durum özeti değil midir bu? Başka bir kitapta ‘Hystory of Television’. Hepimiz hergün seyrediyoruz, ekranlara bakıyoruz ama hiç merak etmiyoruz. Bu da bana tüketim toplumlarının  tükettiği nesnenin üretiminden bir haber oluşunu , hiçbir şeyin derinine inme ihtiyacı hissetmeyişini hatırlatıyor.

 

ssm-2

Onur Ceritoğlu’nun ‘Donatı Topları’  diğer alanlara gore daralan bir koridorda geçişimizi sekteye uğratacak şekilde ortada duran bir öbek inşaat demiri. Herkese sorduğum soru şu: ‘ Bir sergi ya da müze mekanında böyle bir iş gördüğünüzde ne düşünüyorsunuz?’ Hemen herkesin  yanıtı: ‘ Anlamıyoruz’. Peki özellikle İstanbul ‘da yaşayanların hayatını radikal şekilde etkileyen Kentsel Dönüşüm kavramını size ip ucu olarak versem…  Yollarımız kapanmıyor mu? Geçişimiz engellenmiyor mu? Yaşam alanımız daralmıyor mu? Etrafımızda yıkılan evlerden çıkan ve tekrar kullanılmak üzere dertop edilmiş demir yığınlarını kanıksıyoruz. Neden bir müzede görünce aynı nesne bize yabancılaşıyor? O da sorgulamanın sanatsal açılımı…

 

 

Bir başka bir iş ise Fransız sanatçı Babtiste Croze’nin ‘Heykel Araştırmaları’. Bu yaklaşık 100 tane buluntu ya da seçilmiş ama hepsi siyah ve dikey olan  hazır nesneden oluşan , Duchamps’dan Warhol’a heykelde hazır nesne kullanımını araştıran bir yerleştirme. İşin kendisi kadar kapladığı yer önemli. Babtiste bu işini oda gibi bir köşeye yapar bizler de şöyle bir bakış atabiliridik. Ama hayır bir, koridorun bitişinde geniş bir salona geçtiğimiz yolun üzerinde, geçişimizi sınırlarcasına duruyor hepsi. Benim gruplarım genelde ben içinden geçene ve onları da davet edene kadar  o sınırda kalıyorlar. Dikkatlice , tedirgin , ne yapacaklarından emin olmadan diğer salona geçtiklerinde soruyorum. Ne hissettiniz? ‘Tedirgin olduk, bisey devirmekten korktuk, bir an önce geçip gitmek istedik’ Peki bunlar çağdaş sanat ile ilgili hislerinizle paralellik gösteriyor mu?

 

Butun bu nesnelerin içinde sadece biri sanatçının kendi yaptığı bir heykel. Peki hangisi?

Yazının başında da belirttiğim gibi bu buluşma mezunların bir araya gelmesinden çok, onların bizimle , bizim ise farkinda olmadığımız , yüzleşmediğimiz kendi gerçekliklerimizle buluşma… Cevaplardan çok sorular sorarak bizi kendimizle buluşturmayı hedefliyor.

 

 

Banu Küçüksubaşı / Sanat Tarihçi

Sanat Tarihçi Banu Küçüksubaşı

Sanat Tarihçi Banu Küçüksubaşı

ÖNCEKİ YAZI

Feminist Sanatçı Miriam Schapiro 91 Yaşında Hayata Veda Etti

SONRAKİ YAZI

LGBT Onur Yürüyüşü: Gökkuşağı Altında Onurlu Yaşam Mücadelesi!

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*