Uncategorized

Bir Sanatçının İntiharı

Eleştirilerden ve ilgisizlikten dolayı bunalıma sürüklenen Gros, 1835’in Haziran ayında, tarih boyunca binlerce kişinin türlü dertlerden dolayı hayatını sonlandırmak için başvurduğu Seine nehrinin Meudon yakınlarında boğulmuş olarak bulunmuştur. İntihar etmeden önce şapkasına yerleştirdiği notta yaşamdan yorulduğunu ve intihar ederek bu sorunu çözdüğünü belirtmiştir.

Sanatçı özgürlüğünü, keşfettiği bir izleği takip etmesindeki azim ile tanımlar. Yaygın bulunan sanat anlayışları ve yöntemleri ancak bazı inatçı sanatçıların çıkıp kendi yolunu çizmesi sonucu değişir. Bundan dolayı özgün olmak, ancak kabul görmenin getirdiği rahatlığı aşarak sanatçının kendisini yeni bir gramer ile ifade etmesiyle mümkündür. Çağın kutsal tuttuğu anlayışları aşan bir sanatçı, anlam ile hesaplaşmasında yeni bir doruğa ulaşmış, kendi hissiyatının apaçıklığını bir medium haline getirerek herkesin deneyimine sunmuştur. Bazen sanatçı izleğini artık kimsenin benimsemediği bir sanat anlayışı çerçevesinde kurabilir, eskimiş bir akıma getirdiği yenilikler ile çağını yeniden şekillendirebilir. Bunun içindir ki, sanat her zaman yenilik peşinden koşup, yaygın anlayışları kendine pusula edinenlerin eliyle gelişmez; bazen geriye dönmek de gereklidir zamanın zenginliğini sanata yansıtabilmek için. Örneğin, Johann Sebastian Bach 1700’lü yıllarda müziğinin zirvesine çıkmışken, içinde bulunduğu Barok dönem popülerliğini yitirmeye başlayıp, Bach 1750 yılında ölünce, onun arkasında bıraktığı muhteşem müzik gerici ve eski olarak anılmıştır. Bach öldükten sonra bir dönem için besteleri ile değil, sadece hocalığı ile hatırlanmıştır. Onun dehası ancak 18. yüzyıl ile 19. yüzyılın başlarında Mozart, Beethoven, Chopin, Schubert ve Mendelssohn’un  hayranlığı ile gün yüzüne çıkmıştır. Sanatçı bazen eskinin bilgeliği ve zenginliği ile kendini yoğurarak, geleneğe getirdiği yeniliklerle kendini var eder. Bazı sanatçılar ise Bach kadar cesur olamayıp, kendi istediği yolu takip etmektense, yaygın olanın peşine düşüp popülerliği hedeflemekte ve bu çekişmenin sonunda doğan anlamsızlığın içinde boğularak kendini yok etmektedir. Bu yazı, böyle bir sanatçının, mahzun Antoine-Jean Gros’un hikayesidir.

Antoine Jean Gros

Antoine Jean Gros

1771 yılında Paris’te dünyaya gelen Antoine-Jean Gros, çocukluğunda ilk resim derslerini bir minyatür ressamı olan babasından almıştır. 1785 yılında Jacques-Louis David’in hocalığında resim sanatında ilerleme kaydeden Gros, hayatı boyunca kendini sarsıcı bir çıkmazın içinde bulmuştur; öyle ki o sanatının zirvesini romantizmde bulup, bu akımın kazandırdığı olanaklarla söylemek istediklerini daha başarılı bir şekilde aktarırken, içinde yaşadığı çağdaki 1771 yılında Paris’te dünyaya gelen Antoine-Jean Gros, çocukluğunda ilk resim derslerini bir minyatür ressamı olan babasından almıştır. 1785 yılında Jacques-Louis David’in hocalığında resim sanatında ilerleme kaydeden Gros, hayatı boyunca kendini sarsıcı bir çıkmazın içinde bulmuştur; öyle ki o sanatının zirvesini romantizmde bulup, bu akımın kazandırdığı olanaklarla söylemek istediklerini daha başarılı bir şekilde aktarırken, içinde yaşadığı çağdaki neoklasisizmin yaygınlığı onu bu yöntemi kullanmaya itmiştir. Siyasetle de her zaman yakından ilgilenen Gros, çağında esen her rüzgârın önünde eğilme, kendini her yeni bir akıma dâhil etme isteği yüzünden hiçbir zaman bir tutarlılık yakalayamayıp, kendini tutkularıyla boğmuştur. Onun maceralı hayatı ve duygulanımları neoklasisizmin net ve düz sınırlarına aykırı koşarken, çağının istediğine ayak uydurma çabası onun romantizmde ortaya çıkan dehasını gölgelemiştir.

 

Gros’un hayatı, aslında bir sanatçının izlek bulma çabasıyla kabul görme arayışının trajik bir çatışmasıdır; hayranlık uyandıran birçok resmin ressamının nasıl olup da sanatını ve isteklerini yok sayarak kendini hocasından kabul görmek için çırpınan zavallı bir talebe durumuna düşürdüğü oldukça merak uyandıran bir durumdur. Bu bağlamda, Gros’un hocası Jacques-Louis David neoklasisizmde başarılı bir ressam olarak, Gros’u her zaman bu akım çerçevesinde yetiştirmeye çalışmıştır. Gros romantizmden vazgeçip hocasının istediği akım çerçevesinde resimlerini çizmeye başladığında, en büyük amacı hocasının takdirini kazanıp kabul görmekti. Ancak David onu sertçe eleştirip yaptığı resimlerin hiçbirini beğenmeyince, Gros intihar ederek içindeki çatışmalara bir son vermiştir. Bu inişli çıkışlı, siyasetin ve savaşların ortasında geçen hayat, en iyi şekilde bir edebiyat eserinin bakış açısındaki derinlikle anlaşılacağından, aklımda her zaman Gros’un hayatını bir roman veya hikâye çerçevesinde değerlendirmek fikri olmuştur.

Antoine-Jean Gros’un çelişkilerle dolu yaşamından, ilk kez Stendhal’ın Parma Manastırı’nı okurken haberdar olmuştum. Daha önce Louvre müzesinde gördüğüm mükemmel resimlerin ressamının Napoleon Milan’a 1796’nın Mayıs’ında girince, halkın sevincini yansıtan bir karikatürü ile Parma Manastırı’nda kendine yer bulması, Stendhal’ın ondan “küçük bir çılgın” olarak bahsedip ona ilişkin dipnotta “romantik konuları resmederek işe başlayıp, klasik resimler çizerek devam eden bir sanatçı. Başarısızlığı onu intihara sürüklemiştir” denmesi Gros’un nasıl anıldığını gösterdiği gibi, merakımı da cezbetmişti. Bir başyapıt olan Parma Manastırı’nda da geçtiği gibi, Gros Napoleon’a her zaman yakın bulunmuştur.

Gros-Portraitofthe first

Gros-Portraitofthe first

 

1793’te Fransa’yı siyasi çatışmalardan bunalarak terk eden Gros, İtalya’da yaşamaya başlamış, Cenova’da Joséphine de Beauharnais’ın yakın çevresine kabul görmüştür. Daha sonra Beauharnais’ın eşi Napoleon Bonaparte’dan da kabul gören Gros’un parlak dönemi de böylece başlamıştır. Napoleon önce ona bir müfettişlik görevi vermiştir; böylece Gros Napoleon ile birlikte Grande Armée’yi takip edebilme şansı kazanmıştır. Daha sonra savaşlarda kazanılan şehirlerdeki sanat eserleri arasından Louvre için seçmeler yapma görevi verilen Gros, sanatı üzerinde bu dönemden çok önemli izler taşımıştır.

1799 ile 1808 yılları arasında Napoleon’un zaferlerini konu alan birçok resim ile başarılı bir çizgi yakalayan Gros’un en ünlü tablolarından biri Bonaparte visitant les pestiférés de Jaffa’dır. Louvre’da bulunan bu nefes kesici tablo romantizmin en güzel örneklerinden biri olduğu gibi, oryantalizmin de işaretçisi olarak değerlendirilmektedir. Napoleon’u 1799’da Yafa’da vebalıları ziyaret ederken resmeden bu tablo sanat yönünden çok önemli olduğu gibi, aynı zamanda döneminde mühim bir siyasi rol de oynamıştır. Napoleon’un Mısır Seferi dâhilinde Yafa’yı kuşattıktan sonra vebaya yakalanan askerleri emir vererek yaktırdığı haberi Fransa’da rahatsızlığa neden olunca, Napoleon bizatihi Gros’u bu tabloyu çizmesi için görevlendirmiştir.

Resimde, dikkatlice bakıldığında görüleceği gibi, Napoleon korkusuzca vebalılara dokunmakta, kendinden emin bir şekilde durmaktadır. Napoleon’un vebalıya dokunurken eldivenini çıkardığı detayı da, onun vebadan korkmadığını ve vebalı askerlerle direkt olarak temas kurmak istediğini simgelemektedir. Öyle ki Napoleon’la birlikte gelen askerler ağızlarını kapatıp, rahatsız bir şekilde dururken, Napoleon hiçbir şekilde böyle bir ihtiyaç hissetmemektedir. Arkasındaki askerin de onun vebalılara dokunmasını engellemeye çalışması önemli bir detay olarak resimde belirmektedir. Bu resim, Gros’un romantizm akımıyla sanatını ne denli derince ifade ettiğini de göstermektedir. Resimde Napoleon mesihvari bir biçimde resmedilmiştir. Işık onun üzerinde yoğunlaşmakta, bakışlarındaki ve tutumundaki bilgelik İsa Mesih’in Kudüs’te veremlileri iyileştirmesini konu edinen resimlerdeki duruşuna benzemektedir. Napoleon mucizeler ortaya koyabilecek bir peygamber gibi resmedilmiştir.

Resimdeki detaylar ve Doğu’ya ait mimarinin baskın olarak öne çıkması, bir vebalıyı tedavi eden yerel hekiminin kıyafetinin işleniş tarzı oryantalizmin habercisi olması bakımından çok önemlidir. Mekân ikincil bir öneme sahip olmaktan çok, resmin konusunu perçinleyen, ona mistik bir hava kazandıran bir mefhum olarak göze çarpmaktadır. Uzaktaki bir kaleden dalgalanan Fransız bayrağı da, Napoleon’un Mısır Seferi’nin başarısını gösterdiği gibi, vebaya yakalanan askerlerin fedakârlığıyla nelerin başarıldığını da imlemektedir. Vebalı askerlerin acı çekişi daha önce ancak bir soylu öldüğünde kullanılan yöntemlerle resimde ön plana çıkarılmış, romantize edilmiştir. Acaba vebalı askerlerin kahramanlaştırılarak öne çıkarılmasının, adeta soylulaştırılmasının nedeni, Napoleon’un onları acımadan yaktığı gerçeğini gizlemek olabilir mi?

Napoleon’u destanlaştıran ressamlar arasında en etkili olanlardan biri hiç kuşkusuz Antoine-Jean Gros’tur. Onun resimleri romantik akım üzerinde çok etkili olmuş, Théodore Géricault ve Eugène Delacroix gibi önemli ressamların sanatına derinlemesine nüfuz etmiştir. Ancak Gros’un siyasetle çok içli dışlı hali, Napoleon’un düşüşü ile birlikte onu bunalıma sürüklemiştir. Elba adasından kimse ummuyorken dönen, kralı bir kurşun bile sıkmadan indiren, herkesin kendisinden nefret ettiğini düşündüğü halkı arkasına alıp Fransa’yı yeniden kendi hükmü altında toplayan, bir ulusun vive l’empereur diye bağırarak arkasından savaşlara koştuğu Napoleon bile günün birinde devrilmiştir! Böylece de, bizim mahzun Gros’un çilesi başlamıştır.

Napoleon’un düşüşünden ve kendisine baronluk unvanı veren Bourbonlar’ın restorasyon döneminden sonra hocası Jacques-Louis David sürgüne gönderilince, hocasının Paris’teki stüdyosunu devralan Gros, neoklasisizm çerçevesinde resimler çizmeye başlamıştır. Hocası David’e yakın bir anlayışla çizmeye başlamış, romantizmde yakaladığı çığır açıcı sanatsal üstünlüğü neoklasisizm akımı bağlamında elde edememiş, sanatını köreltmiştir. 1815 yılında kolyeli bir genç kızı konu edinen resminde Napoleon’u betimlerken gösterdiği başarıya yaklaşsa da bir türlü istediği noktaya varıp, benimsediği yeni akım çerçevesinde kabul görmeyen Gros, hocası David’in bitmek bilmez eleştirisinden de yılmış,  derin bir bunalıma sürüklenmiştir.

Antoine-Jean Gros’un bu yazıya sığdırmaya çalıştığım hayatı, bir sanatçı için izlek edinebilip bu izleği takip edebilmenin ne kadar önemli olduğunu gösterdiği kadar, sanat-siyaset ilişkisindeki değişimlere ve dengesizliklere de örnek oluşturmaktadır. Hocasıyla olan ilişkisinde, hocasının onu her zaman sertçe eleştirmesi Gros’u boğmuş, çaresiz hissettirmiştir. İlk başlarda hocasının sert sözlerinin itkisiyle işe koyulup daha iyi resimler çizmeye çalışırken, hocasını hiçbir zaman memnun edemeyeceğini anlayan Gros, sanat çevrelerinin de ona ilgi duymamasıyla birlikte, intihara sürüklenmiştir. Gros eğer hocasını ve Napoleon’u bu kadar önemsemeyip, sanatına karşı ilgisizliği çok umursamadan, kendi beğendiği gibi sanatını yönlendirebilseydi, kim bilir, belki resim sanatı yüzyıllar sonra dehasını keşfedebileceği bir Bach kazanmış olurdu.

paulin- Antoine jean gros

Paulin-Antoine Jean gros

 

Eleştirilerden ve ilgisizlikten dolayı bunalıma sürüklenen Gros, 1835’in Haziran ayında, tarih boyunca binlerce kişinin türlü dertlerden dolayı hayatını sonlandırmak için başvurduğu Seine nehrinin Meudon yakınlarında boğulmuş olarak bulunmuştur. İntihar etmeden önce şapkasına yerleştirdiği notta yaşamdan yorulduğunu ve intihar ederek bu sorunu çözdüğünü belirtmiştir. Hayatı boyunca hocasının ve Napoleon’un kişiliği çerçevesinde somutlaşan otoriter bir figüre yaranmak için elinden geleni yapan Gros’un başarılar ve bunalımlarla dolu hayatı da böylece sona ermiştir. Sanatçının kabul görmek için koşuşturması, hiç kuşkusuz ki, intihara atılan ilk adımı temsil etmektedir.  Bir sanatçının sanatındaki dehayı ortaya çıkaran etmen sanatçının inandığı ve sevdiği bir biçimde kendini ifade etmesidir. Bundan dolayı, Gros’un sanatının en parlak dönemi, onun inandığı bir generali sevdiği bir biçimi kullanarak resmettiği bir zamana denk gelmiştir.

Sanatın derinliğinde ortaya çıkan gerçek, hissedip de anlatamadıklarımızın toplanarak bize bir hikâye sunmasıyla anlam bulur. Orada hissiyat ile somutluk arasındaki fark, sanatçının çabalarıyla daraltılmakta, bir izlenim olarak sunulmaktadır. Bundandır ki, toplumsal bir olayı betimleyen, bir savaşı veya bir liderin vebalı askerleri ziyaretini konu alan bir resim, ilk olarak kişisel bir deneyimdir. Antoine-Jean Gros’un deneyimini somutlaştırıp ortaya koyduğu resimler, ölümsüzlüğe ulaşarak içlerinde gizledikleri binlerce gösteriyi sunmak üzere, görebilen bizleri müzelerde beklemektedir.

 

KAYNAKÇA:
Predergast, C. (1997). Napoleon and History Painting. Oxford: New York 
O’Brien, D. (2004). After the Revolution, Antoine-Jean Gros, Painting, and Propaganda Under Napoleon. Penn State University: Pennsylvania 
O’Brien, D. (2006). Antoine-Jean Gros: Peintre de Napoléon. Gallimard: Paris 
Doğukan Öztürkoğlu

Doğukan Öztürkoğlu

Felsefeci Yazar

ÖNCEKİ YAZI

Alexander Brener... Politik bir aktivist mi, yoksa sanat teröristi mi?

SONRAKİ YAZI

Çağının Önünde Bir Kimlik; Caravaggio

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*