Uncategorized

Bir Kitabın Düşündürdükleri

Priv.-Doz.Dr. Özkan Eroğlu

Arada derede olmak veya meseleyi tekçi bir gözlükle görmek. İkili düşünememek, bileşimci olamamak. Bunlar Türkiye toplumunun, yine Türkiye toplumuna zarar veren yönleri. Çünkü her alan, kendi dışına itilerek yorumlanıyor. Her şey şaka gibi veya en azından ortada böyle bir algı olduğu artık çok açık. İnsanlar birbirlerinin gözlerine baka baka, birbirleriyle dalga geçiyor, hatta yalan söylüyor. Benden olan ve olmayan diye bir ayrım, toplumsal literatürümüze girmiş durumda.

Sanatta her şeyin neredeyse gösterişli bir dünyaya ait olarak gösterilmek istenmesi, abartılı kılınması, yanı sıra Osmanlıdan miras; şaşalı organizasyonların övülüp, büyütülmesi halen devam etmekte. AKP hükümeti ile yükselişe geçen alışık olmadığımız bir sanat piyasası pompalanmaya devam ediyor. Bu piyasa, kendi içinde bir klan oluşturmuş, tüm ilişkilerini üyeleri arasında paylaşıyor. Dışarıdan her türlü ilişki ise yasak. Yani içerdekiler ve dışarıdakiler, bizimkiler ve sizinkiler diye ikiye bölünmüşlük söz konusu. Bunu AKP hükümeti yarattı ve bu yaratılanla topluma büyük zarar verdiği anlaşıldı, fakat gittikçe daha da anlaşılacak. Tarafsız olması gereken, tarafsızlığa örnek olması kaçınılmaz “basın” ve “akademik ortam” da ne yazık ki hükümetin tarafında yerini aldı; büyük çoğunluk olarak. Sanat piyasası, Türkiye’de düne kadar basın ve akademik olanla şekillendiği için, bunlar aracılığıyla AKP hükümetinin (ABD ve AB) politikaları sanat piyasasına da aynen yedirildi; az sonra eleştireceğim kitabın yazarı Hasan Bülent Kahraman’ın sergilediği politik çizgi de, söz konusu hükümet politikalarının bir parçası ve uzantısıdır. Kahraman, soyadı gibi bir kahramanlık örneği oluşturarak, bazı çevreleri kendine bağlamış, içinde olduğu klana hizmet vererek, klan dışında olanlara da herhangi bir yorumda bulunabilecek gücü, kanımca kendinde bulamadığı gibi, yayınladığı bir sanat seçkisi sanallığında eğleniyor. Genele değil de, belirttiğim üzere özele çekilen bu kitabı, söz konusu klanın üyeleri arasında gerçekleşen bir kendi çalar, kendi söyler mantığını ortaya koyuyor. Doğal olarak uzmanı olduğu iş sanat olmayan, akademisyen Kahraman’ın yapabileceği de bu kadar oluyor.

Akbank Sanat Magdelena  Abakanowicz sergisi Hasan Bülent Kahraman görseli

Akbank Sanat Magdelena Abakanowicz sergisi Hasan Bülent Kahraman kaynak: milliyet.com

Türkiye için, kitabının giriş yazısında “çağdaş sanatta büyük bir sıçrama” şeklinde bir vurguda bulunuyor ki, bu sıçramanın sadece simülasyona dayalı, çeşitli “simülakr” ve “basit taklit etme”lerin ötesinde olmadığını göremiyor, görmek istemiyor. Ortalama 200 yıllık bir geçmişin, ileri sürdüğü çağdaş sanata arka çıktığını dillendiriyor, fakat daha gerilere ne yazık ki gitmek şöyle dursun, sanatın gerçek terminolojine hâkim olamamanın getirdiği, örneğin minyatür sanatımızın, portallerimizin veya çinilerimizin vb. katkılarını fark etmekten uzak bir durum ortaya koyuyor.

Bugün Türkiye’de üretilen sanatın bazı özgüllükleri olduğuna vurgu yapıyor, fakat bu özgüllüklerin Batıda yapılan sanattan nasıl aşırıldığını sanırım eleştiri ve plastik sanatlar terminolojisine olan bakışından olsa gerektir; gö-re-mi-yor. Evet, bugün postmodernist bir algı bağlamında sanatta her şey mübah gösterilse de, işin rengi aslında öyle değil. Gerçek yaratıları anlamak ve onlara sahip çıkmak kaçınılmaz görev olmalı. Kahraman’ın tüm kitap boyunca böyle bir görevi üstlenme, elini taşın altına koyma niyetinin olmadığı ise tüm haliyle çok açık. Bir de yapılan kaynak taramasını iyi yapmadığı, birçok; bienaller, fuarlar ve diğer sanat hareketleriyle ilgili yazı ve eleştirilere bakmaksızın harekete geçtiği de çok net şekilde anlaşılıyor; sanırım lanse etmek istediğini çoktan kafasına koyduğu için, böyle bir çalışmaya gerek bile duymamış; şırıngalamak istediğini şırıngalamaksa tek amacı.

Özkan Eroğlu" Kim Sanatçı  Who is an artist" kitap görseli

Özkan Eroğlu Kim Sanatçı Who is an artist kitap görseli

Ben söyleyeyim, Türkiye’de plastik sanatlar veya sanatın alternatif boyutlu hali üzerinden özgün çalışma/yapıt bulup çıkarmak, dün gibi bugün de zordur ve hatta giderek daha da zorlaşmıştır. Çünkü dünyada bu konuda ileri örnekler ortaya koyan toplumlara ve sanatçılara baktığımızda, onların felsefi ve eleştirel meseleleri nasıl bir süreklilik ve bağıntılamalarla özümlediğini görüyoruz. Türkiye’de ise çoğunlukla genel ahlâk ve saygı anlayışımız gereği, söz konusu özümleme yerine, başka tuhaf, zayıf kişilik davranışları ortaya konarak bir şeylerin elde edilmeye çalışıldığını da çok iyi biliyoruz.

Kahraman’ın Tanzimat ve Cumhuriyet dönemi sanatı için söylediklerine katılıyorum, fakat ben de meselenin daha gerilerdeki sanatımızda saklı olduğunu ısrarla belirtmek istiyorum. Diyor ki sanatçılar, o dönemlerde Batı’ya gönderildi ve oradaki sanatı, döndüklerinde Türkiye’ye transfer etti. Bakınız, bugün bu transfer, teknik ve teknolojik olanaklarla üstelik postmodernizm kisvesi altında daha da kapsamlı gerçekleştiriliyor. Ve Kahraman’ın bu gerçeğin farkında olduğunu veya olmadığını bilemem, fakat kaleme aldığı metin ve yaptığı seçkiyle ülkenin sanat piyasasına, bazı istisnalar hariç simülakrlar kazandırdığına rahatlıkla işaret edebilirim. Bu noktada, Kahraman’ın kitabı için onu seçti bunu seçti tartışmasına girmem, böyle bir tartışmayı da doğru bulmam, lakin böyle bir tartışma çok sığ olur ki, ben bu sığ tartışmayı 2002’de Kim Sanatçı/ Who is an Artist? kitabını yayınladığımda görmüş ve bu konuda ülkemizdeki seviyenin ne kadar yerlerde olduğunu anlamıştım. Herkes istediğini yapmakta özgürdür, en nihayetinde yapılanlara “gelecek”, en doğru saptamayı yapacaktır; buna inancım tamdır. Fakat benim için asıl önemli olan şudur ki, kendi kendimizi kandırmayı bırakalım.

 

 

Sanat Eleştirmeni Özkan Eroğlu

Sanat Eleştirmeni Özkan Eroğlu

Sanat Eleştirmeni,Tekhne Yayınları Genel Yayın Yönetmeni

ÖNCEKİ YAZI

Cultural Encounters, The Story Teller, and Life by Lisa Morrow

SONRAKİ YAZI

Eti Behar Resimlerinde Daire

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*