Uncategorized

Biçemcilik- Sabahattin Şen

Diğer bir adıyla da “üslup” dediğimiz biçem sanatın ana damarlarındandır. Bir bakıma sanat tarihi bu temel üzerinde yol alan sanatçılarla doludur. Temel sanat eğitimi alındığında da her öğrencinin kendi biçemini bularak sanatın içinde olabileceği öğretilir. Çünkü biçemin bir sanatçının duyarlılığının özünü oluşturduğu düşünülür. Bizdeki sanat eğitimi ve öğretiminde bu anlayış tam anlamıyla kalıplaştırılmıştır. Belli bir biçemi oluşturmamış olanların sanatçı niteliğini kazanamamış olarak değerlendirilir. Özgünlükle biçem bir arada düşünüldüğü için belli bir biçem olmayınca özgünleşmemiş sayılabiliyor.

Gerhardt Richter

Gerhardt Richter

Biçemi günümüz sanatında yeniden ele aldığımızda kalıplaştırmanın ve koşullaştırmanın ortaya çıkardığı bir zorlama olduğu gerçeğiyle karşılaşırız. Ülkemizde temel anlamda ve sanat eğitiminde yeterince üzerinde yeni değerlendirmeler yapılmadığı için kalıp ve koşullanmanın sınırlarıyla örülmüş bir duvar çıkar karşımıza. Sanat eğitimi alanlar özellikle kendi biçemlerini bulma arayışını sürdürerek başarılı olmak isterler. Biçemsizliği de sanatın içine sokmayacak denli katı bir tutum sergileyenler çoktur. Hele bir biçem oluşturmuş olanlar oluşturmayanlar üzerinde bir üstünlüğü varmış görünümü verirler. Sanatı oluşturan en zor işin kendine özgü bir biçemin oluşturulması olduğunu düşünür. Biçem olmazsa sanat ve sanatçı olmaz anlayışı biçemin gerekliliğini vazgeçilmez bir kurama dönüştürmüştür. Günümüze dek sanat böyle gelmiş ve gelişmiştir. Milyonlarca sanatçının kendine özgü oluşturduğu biçem anlayışına bir yenisini eklemek öylesine başarılması zor bir özellik olduğu düşünüldüğünde biçemini bulmuş birinin başarısının da büyüklüğü çıkar, ortaya. Bir çoğumuz başarıyı böyle bir gözle görmekteyiz.

Konuşup tartıştığım durumlarda da sürekli biçemin kesinlikle var olması üzerinde diretenlerin esneksizliğini yenmeye çalışmış olmama karşın bir türlü istenilenin anlaşılması sağlanamadı. Nuh deyip peygamber demeyenlerin tutumlarındaki katılık bizde sanatın yolunu da tıkamış oluyor. Ülkemizdeki eğitim ve sanat anlayışının ortaya çıkardığı böylesine esneksizliğin yarattığı durağanlık ne yazık ki çağdaş sanatla bağdaşmamaktadır. Bunu da anlamak istemiyorlar. Edindikleri bilgileri tabuya dönüştürmenin sıkıntıları nedeniyle onlara göre bildiklerinin dışına taşan yeni bir bilgiden korkuyorlar. Sanatın dışına çıkmak ya da becerememek korkusu… Biri sanat çalışmalarında ne denli özgün ve başarılı olursa olsun belli bir biçem oluşturmamışsa başarısız sayılmakta. Dünyada olup bitenlere göz atsa yanlış düşündüğünü görecek ama düzeyi onu görecek nitelikte olmayınca kaşı çıkmak hem kolay geliyor hem de kendini bildiğinden şaşmamakla kendini kurtardığını sanıyor. Öğrendiklerinden öteye gidemeyecek olan konumunu da korumuş oluyor. O güne dek öğrendiklerinin üzerine yeni doğruların olmayacağı sanısının yanında daha ötelerde boğulma korkusunu da yaşanıyor.

Gerhardt Richter

Gerhardt Richter

Sanata biraz daha kendi özgünlüğünce bakabilmeyi başaranlar belli bir biçem anlayışının Picasso’yla yıkılmaya başladığını anlayabilirler. Picasso belli bir yerde kalmayıp sürekli yeniliklere yönelen bir sanatçıydı. Günümüzdeki kavramsal sanatın da yolunu açtığını söylemek yanlış olmaz. Onun yapıtlarının bir bölümünü değil, tümüne yakınını gördüğümüzde biçeme bakışı daha iyi anlayabiliyoruz. Kimileri belli bir biçem içersinde kalabilir ve buna da karşı çıkmak yanlış. Sürekli biçem değişimine de karşı çıkmamak da sanat anlayışının içinde yer alır. İnsan kişiliğini bir kalıba sığdırmaya çalışmayı kendi kişiliğiyle uyum sağlamadığını görenler her anki değişen duyarlıkları değişen biçemlerle dile getirmelerinde ne gibi bir sakınca olabilir? Olmaz ve olmamalıdır. Her an yeni bir yaratıcılık değişen biçemleri de duyumsatabilir.

Bir insanın duyarlılığı her an yerinde değişmeden durmaz. Ölüm karşısında, sevinçlerde, hastalıklarda, güzel anlarda, savaşlarda, sevilerde, karda-kışta, güneşli günlerde, baharda, yazda değişiklikler gösterir. Ölümlerde çengili çingili çalışmalar nasıl yapılabilir ki? İnsanın içini sevinç coşkularıyla dolduran bir günde acılar ve ölümlere dolu bir çalışma nasıl yapılabilir? Bu ve buna benzer duyarlılık değişkenliği bir bakıma varsıl duygularımızın sonucudur. Belli bir biçemin içine de sığmaz. Bir sanatçının belli bir biçeminin olmasından çok her çalışmasının biçemi ne olursa olsun özgün ve çağdaş birer yapıt olması gerekiyor. Çok yönlü bir sanatçıyı bir biçem içinde tutmak olanaksız. Zorlarsanız onu kalıba sokup verimsiz kılasınız. Eğer biçemcilik kalıbı koşulu olmadan sanat olmaz diyenler haklı çıksaydı ne Joseph Beuys ne de Gerhard Richter olurdu.

Anlaşılması istenen sorunu en iyi bu iki sanatçıda çözülmüş olarak görebiliriz. Günümüzde bir çok sanatçı biçem konusunda biçemciliği aşmış durumda. Dünyada sanatında adını tepelere yerleştirmiş olan Gerhard Richter’in çalışmaları en soyutundan en somut hiperrealist biçimlendirmelere dek bir yol izler.  Kim durduracak Richter’i? Biçemci kafalar mı? Bir zamanlar “şarlatan” diye dışlanmaya çalışılan Beuys’u kim durdurabildi? Duran ve durdurulan bir şey varsa o da biçemci kafalardır. Ufuk Tarhan Richter için şöyle yazmış: “Bu konu üzerine düşünmek bende Gerhard Richter çağrışımı yaptı nedense. Sanatçı, kabaca tabir etmek gerekirse “tarzı olmayan bir tarz”da işler üretmiştir.”

 

Gerhardt Richter

Gerhardt Richter

GR-3

 

 

 

Not: örnek Gerhardt Richter

Sabahattin Şen

Sabahattin Şen

Ressam - Sanat Yazarı

ÖNCEKİ YAZI

Deniz Orkuş ‘Dragon’ ile Galeri Binyıl’da

SONRAKİ YAZI

Türkiye'de Resim Sanatı- Tekhne Yayınları

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*