Uncategorized

Bazı Eleştiriler

Modernizm, nasıl hemen her çağ için geçerliyse, postmodernizm de hemen her çağ için geçerli bir tanımdır ve bu tanımlamalar sadece yirminci yüzyılı ilgilendirmezler. Bunu öncelikle belirtelim; sonrasında bu karşıtlığı tüm sanatın tarihi üzerinden görmenin de, öyle her baba yiğide gelemeyeceğine de vurgu yapalım. Durum böyle olunca, son 40-50 yıl üzerinden bu tanımlamaları tartışmaya alanların komik bir kısır döngüye düştüklerine rahatlıkla işaret edilebilir.

Uzun süredir bir şey yazmak istemiyorum, ya da buna, içimden gelmiyor da diyebiliriz. Gözlüyorum olayları, gelişmeleri her alanda. Bir maden faciası yaşandı; büyük kayıplarla. Yine bir sürü öneri, proje taslakları, yara sarma organizasyonları, bunlar tamam da, kalıcı çözümler ve uygulamalar olacak mı? Ben, bu sorunun cevabının olumlu olmasına inanmak istiyorum. Kişinin kendisi, özellikle kendi kendini eğitip, geliştirip insan gibi yaşamak istemeyi kafasına koymadığı sürece bir şeyin değişeceğini de düşünmeyenlerdenim. Ülkeyi yöneten ve onlara muhalefet eden politikacıların acıklı, insan dışı olma gayretleri de açık bir şekilde gözlenmekte. Aslında bazen tam bu noktada yazdıklarımız kendini tekrar ediyor gibi geliyor; çünkü ülkemizde her alandaki yönetici zümreler bir gıdım olsun kendini değiştirip, geliştirip, dönüştürmeye niyetli değil.

Toplumumuzda kültüre, sanata, felsefeye politikadan, siyasetten, ekonomiden varmaya çalışılıyor. En büyük temel eksiklik, dahası yanlış da burada. Gelişmiş ülkelerde bunun tam tersi bir kültür tarihi olgusunun bulunduğunu söylememize gerek bile yok. Ülkemi yönetenlerin genel eğilim eğrisi ve bu eğrinin yönü böyle olunca, doğal olarak sanat, kültür ve felsefe gibi çok mühim alanlardan da bir şey beklemek boşuna; ya da bu alanlardaki nitelikli vurguların oldukça az olduğunu da en baştan kabul etmek gerekiyor.

Bugünlerde Gezi olaylarının yıldönümü boyutunda, meseleyi kullanan kullanana. Bu olaylar olduğunda da olan biten mizansen, dahası gerçekleşenlerin perde arkasını algıladığımdan, o vakitler dilim damağım kurumuş ve adeta donmuş kalmıştım; dolayısıyla da hiçbir tepki veremez haldeydim. Şimdi bakıyorum o günlerde de, bugünlerde de meselenin özünü anlamayanlar, anlamsız mitoslar yaratmanın peşinden gitmekte ısrarcı. O günlerde de meselenin üzerinden, meseleyi kullanan kullanaydı, bugün de sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla bu kullanma artarak devam ediyor. Buradaki samimiyetsizliğin kültür tarihimize bir katkısı olmayacağı gibi gereksiz bir ayak bağına ya da bilhassa genç kuşaklar üzerinde bir kafa karışıklığına neden olacağı gayet açık.

Bir de bakıyorum, sanat ortamımızın kuramsal yönünde inanılmaz bir cehalet almış başını gidiyor. Eleştiri yapmış gibi gözüken tip/ler türemiş, bunlar biraz gazetecilikten beslenerek, ne yazık ki sistematik sanat tarihinin evrimine, felsefesine hâkim olmadan yazılar kaleme almaya çalışıyor. Onlar yazsınlar, düşüncelerini söylesinler, buna asla karşı değilim, fakat düşünceler söylenirken, seviyeler de açığa çıktığından, hiç iyi bir görüntü oluşmuyor; o nedenle böyle kolay açık vermek yerine, daha çok kendilerini geliştirmelerini önerelim ve dileyelim. Bazı tiplerde de Postmodernizm bir takıntı haline gelmiş, üzerlerinde bir eziklik yaratmış durumda ve bu rahatsızlıklarını tedavi etmeye de gayretleri, niyetleri yok. Mesela bazı beylik tespitlerle “ülkemizde şunlar postmodernizmi destekleyen isimler” vb. saçma saptamalar yapmaya kadar iş götürülüyor. Ne kadar basitçe bir hataya düşüştür bu. Hiçbir şey, hiç kimsenin tekelinde değildir; en azından o konuda bir tane derinlikli kanıt ileri sürmediği sürece.

Halen aynı lakırdılar, büyük bir cahillikle dile getiriliyor. Resim öldü mü? diye soruluyor bir de. 1940-1960 arasında dünyanın tartıştığı ve cevabını verdiği bu soruyu, büyük bir cahillikle halen soranlarımızın olması, çok düşündürücü. Daha da komiği, sözü edilen soruya cevap aramaya kalkan kişilerin olması bir de tabii. Sıkılmadan, en az 60 yıl önceki bir şeyi ülkemizde ısıtıp, masaya getiriyorlar. Meseleyi ısıtanlar, bilgi sahibi olmadan ilim sahibi olmayı kafasına koymuş. Bakın yine ısrarla altını çizmek istiyorum ki, şu gazeteci sanat muhabirlerini çok ciddiye almayın, bunlara günün kısa hesapları üzerinden payeler yüklemeyin (geçmişte bu hatalara düşüldü ne yazık ki); onların sanatın kuramsal yanıyla ilgili, ne yazık ki sizin beklediğiniz tutarlı saptamaları yapmaları olası bile değil. Çünkü böyle bir arka planları yok. Tabii bu konudaki en büyük hatalardan biri de, ülkede eleştirmen derneği kurar ve buraya her yazı yazanı alır; bu mecrada hak etmeden herkesi eleştirmen gibi gösterirseniz; ondan sonra da bir sürü kendini bilmez yazarcıkların da çıkması engellenemez hale gelir. Bu, tıpkı özel üniversitelerin mantar gibi çoğalıp, yine mantar gibi öğrenci mezun etmeleri, -parayla diploma dağıtmaları-, bununla da yetinmeyip Lisansüstünü de ele geçirip, aynı kalbura döndürerek,  meseledeki çürüme nedenin alttan değil, üstten alta doğru yayıldığının bir göstergesini ortaya koyma durumlarına benzemektedir.

Modernizm, nasıl hemen her çağ için geçerliyse, postmodernizm de hemen her çağ için geçerli bir tanımdır ve bu tanımlamalar sadece yirminci yüzyılı ilgilendirmezler. Bunu öncelikle belirtelim; sonrasında bu karşıtlığı tüm sanatın tarihi üzerinden görmenin de, öyle her baba yiğide gelemeyeceğine de vurgu yapalım. Durum böyle olunca, son 40-50 yıl üzerinden bu tanımlamaları tartışmaya alanların komik bir kısır döngüye düştüklerine rahatlıkla işaret edilebilir.

Ülkemizde siyaset ve ekonomi gibi, sanat da el yordamıyla, hatta başkalarının elleriyle idare ediliyor. Bunu, artık her aklı başında kimse biliyor. Öyleyse, dünya ekonomisi ve siyaset tarihinin sistematik boyutuna hâkim yöneticilere ihtiyaç olduğu gibi, dünya sanatı tarihinin sistematik yapısına hâkim galerici, müzeci, ressam, heykeltıraş, mimar, yazar vb. lere ihtiyaç olduğu kesindir. Ancak sonrasında, söz konusu hâkimiyeti sağlayan kimseler, ülkemizdeki siyaseti, ekonomiyi, sanatı, kültürü vb. güçlü bir eleştiriye tabi tutabilir, dahası yorumlayabilir. Yazımın başlığında vurguladığım gibi, eğer bir alanda samimi olmak ve samimiyeti inşa etmek istiyorsanız; bilgi değil, sistematik bilgiye mutlak ulaşmak ve bunun üzerinden eleştirel ve yorumsal bir süreç gerçekleştirmek zorundasınız; bunun başka bir çaresi yok!

Priv.-Doz.Dr., Habilitation in Philosophie der Kunst
Sanat Eleştirmeni Özkan Eroğlu

Sanat Eleştirmeni Özkan Eroğlu

Sanat Eleştirmeni,Tekhne Yayınları Genel Yayın Yönetmeni

ÖNCEKİ YAZI

Zeynep Dilek Çetiner

SONRAKİ YAZI

"Portfolyo Serisi 4" İrfan Önürmen, Plato Sanat, 13 Haziran - 21 Eylül 2014

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*