Modern Sanat

Batı Sanat Anlayışına Karşı- İsmail Hakkı Baltacıoğlu

Batılıların arasında eski Türk nakkaşlarının Batı resim göreneklerine aykırı olarak, yığından, somundan, derinlikten, gölgeden kaçmaları tek­nik bilgisizlikten ileri gelmedir diye düşünenler vardır. Oysaki, sanat ta­rihçilerinin bildirdiklerine göre, Türk nakkaşları, Batıklardan yüzyıllarca önce günlük olayları canlandıran eserlerinde Batıkların ileri sürdükleri somunluk, derinlik, gölge tekniklerini kullanmışlardır. Onun için, Türk nakkaşlarının daha sonra bu göreneklerden kurtulmaları bilgisizlikten, toyluktan ileri gelme değildir. Islâm sanatını inceleyenlerin arasında şöyle düşünenler de bulunmaktadır:

– Islâm dini, canlı resimlerini, heykellerini yasak etmiştir. Böyle olmayıp da, hristiyanlıkta olduğu gibi, Isa, Meryem resimlerinde, hey­kellerinde olduğu gibi, canlı resimleri, heykelleri camilere girebilseydi, oradan evlere dek yayılır, böylelikle ele bu sanatlar Batı’da olduğu gibi, Rönesansını yapabilirdi. Islâm plastik sanatları bu evrimi yapamadığı için, sivil yapılarda kalmış, bir türlü olgunlaşamamışlardır.

Önce şu gerçeğe dikkat edelim: Osmanlı musikisi, Türk müziği dedi­ğimiz müzik, bütün çeşitleri ile birlikte camilere, tekkelere, din törenlerine girmiştir. Ancak, Batı müzik anlayışıyla hiçbir teknik gelişme elde ede­memiştir, olduğu gibi kalmıştır. Gerçi tapınaklar, kutsal yerler kültür yapıtlarının yayılmasına en uygun olan çevrelerdir. Ancak, bu yerler kül­türü vareden ilk çevreler değildirler. Sanatın ilk kaynağı, kamunun duyuncudur. Sanat bu duyunca, teknik ile de bilinç oluşuna getirilince sanat yapıtı ortaya çıkmış olur. Cami gibi bir din evinin görevi var olmayan sanatı yaratmak değil, var olan sanatı yaymaktır.

Şehinahname1-ciltbab–humayun

ikinci nokta Batı plastik sanatlarının greko-romen, Gotik, Rönesans, klasik, romantik çağlarını bir tek çizgi üzerinde, tabiî evrimini yavaş ya­vaş, basamak basamak yapmış olan bir sanat anlayışından, bu evrimi normal bir evrim sanan bir estetik düşüncesinden doğmadır. Herşeyden önce, Batı estetikçilerinin normal bir evrim yolu olarak anladıkları bu evrim yolunun bir düz çizgi üzerinde ilerleme olmayıp, belki zikzak bir ilerleme olabileceğini de düşünmek doğru olur.

Türklerin islâmiyetin ilk yüzyıllarında tabiatçı olan minyatürcülüğü XIII. Yüzyılda bu gerçekçi anlayıştan gerçeküstü bir anlayışa doğru evriliyor, eski tabiatçı minyatürcülük yanında tabiatüstü bir minyatürcü­lük doğuyordu. O tarihte Türk celî hattatlık, yazı sanatı da anarşi çağın­dan kurtulup kendi plastik kanunlarım bulmakta, apayrı, kendi başına buyruk bir sanat kolu var olmakta idi. Bu çağ, Yakut Çağıdır. XV., XVI. yüzyıllar Türk hattatlığının klasik çağıdır. Böylece, Tiirklerde Batı anlayışı ile minyatürcülük çökerken bunun yerine Türk anlayışına uygun olarak bu iki resim kolu evrimlerinin en yüksek noktasına yaklaşı­yordu.

Böylece klasikleşen Türk minyatürcülüğü geometrik olmamakla bir­likte, tabiatçı resim anlayışından uzaklaşan, uzaklaştıkça da güzelleşen bir resim çığırıdır. Bu resimlerde biçimler, pozlar, renkler hep kendilerine göredir. Bu resimler esinlenmek için akıl gözü ile dış âlemi değil, gönül gözü ile iç âlemi gören resimlerdir. Türk minyatürleri Türk sanatçıları­nın dile getirdikleri bilinçaltı yaşayışından başka bir şey değildir. Onlara yüksek bir sanat değeri verilmesi de bundandır.

İslâm sanat tarihini inceleyen insanların üzerinde duracakları bir konu da yalnız İslâm dininde canlı resminin yasak olmadığı konusu değil, İslâm uluslarının canlı resminden, canlı heykelinden niçin kaçtıklarıdır. İslâm ulusları neden camilere peygamberlerin, din ulularının sûretlerini koymuyor da bu yerleri yalnız sanat yazıları ile, yalnız arabesklerle süslü­yorlar? Bunun nedenini bulmak gerektir. Bunun nedenini artık sanat gerçeğinin dışında değil, içinde aramak zamanı gelmiştir. Böyle yaparak Türklerin kendilerine özgü olan sanat anlayışlarını da açıklamış oluruz.

Plastik sanatların tarihinde iki büyük estetik akımı vardır: Biri tabi­ata gitmek, öteki tabiattan kaçmak. Türlder çok erkenden ikinci yolu tutmuşlardır. Hem de bu yoldan hiç ayrılmamışlardır. Türk sanatçıları tabiatı sonuna dek duymuşlar, ancak, onu kopye etmemişlerdir. Batı bu anlayışla yüzyıllarca realist, natüralist kalmışken, Türlder kendilerini hep sürrealizmde bulmuşlardır. îşte tarih boyunca sürrealist sanat yapıt­larını yaratan Türk ulusunun estetik alınyazısım yazan bu üstün anlayış­tır. Bu ild sanat anlayışından doğru olanı Batininki değil, Türkünkiidür. Çünkü sanatın amacı dış gerçekleri bildirmek değil, iç gerçekleri açıkla­maktır. Sanatın yolu hem tabiata gitmek, hem de tabiattan kaçmaktır. Şimdi bu anlayışla Türk sanatlarının üzerinde biraz duralım.

Realizm, sürrealizm bakımından Türk sanatlarını gözden geçirmek bizim için yararlı olacaktır. Estetik bilgisi az olan bir eleştirmenin şöyle bir düşünceyi ileri sürmesi hatıra gelebilir:

– Türk minyatürcülüğü derinliği olmayan, gölge de kullanmıyan bir minyatürcülüktür. Nasıl olur da tabiatçı bir resim sanatındaki anlat­ma, duyurma, etkileme işini yapabilir?

Böyle bir anlayışa karşı şunu diyebiliriz: Sanat yapıtlarının görevi gerçeğin tıpkısını yaratmak değildir. Gerçek yolu ile iç oluşları bilinçlen­dirmek, düşündürmek, yaşatmaktır. En natüralist, en realist olan resimlerin bile yapmak istediği, yapabildiği ancak budur, bu kadarıdır, bundan başka birşey değildir. Sanat yapıtları konularının kendileri değil, bu konu­ların uyandırdıkları, düşündürdükleridir. Sanat yapıtları yalnız teknik, yalnız uyandırma araçlarıdır. Estetik duygu dediğimiz varlık sanat yapıtı­nın kendisinde değil, esinlediği ruhun kendisindedir. Bu bakımdan Mı­sır’ın Sfenks’i ile Rodin’in Penseuriünün arasında bir teknik ayrılığı değil, yalnız bir değer başkalığı vardır. Artist yapılı bir insan için bir Râkım elifi ile bir insan heykelinin arasında değer ayrılığı değil, yalnız bir teknik ayrılığı, bir yapı ayrılığı vardır. İnsan güzelliği hem minyatür, hem hat­tatlık, hem de heykel tekniği ile anlatılabilir.

Kaynak: Baltacıoğlu, Ismayıl Hakkı. Batı Sanat Anlayışına Karşı, Mart 1965, C XIV, S 162, s. 454456

İzlekler

İzlekler

ÖNCEKİ YAZI

Bizantolog,Sanat Tarihçi Prof. Dr Semavi Eyice'yi Kaybettik!

SONRAKİ YAZI

Sanat Nedir,Ne Değildir?-İsmail Hakkı Baltacıoğlu

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*