Özkan EroğluSanat

Anlamak… Anlamak… Anlamak…

Özkan Eroğlu

Epeyce bir zamandır İngiliz resim sanatçısı Francis Bacon üzerine yazdığım bir kitabın metinleri üzerinde çalışıyorum. Tabi bu çalışmalar sırasında insanın zihninden birçok konu geçiyor. En başta da Türkiye’de söz konusu alandaki durumumuz; resim sanatımız henüz öyle derin Bacon kalibresinde bir sanatçıyı çıkartamamış, durum oldukça düşündürücü.

Aynı zamanda üç saatlik Ahlat Ağacı filmi ana medya tarafından yerlere göklere sığdırılamıyor. Benimse böyle günlük güneşlik havalarda sinemanın karanlığına üç saat gömülecek sabrım yok; Dvd’si çıkınca izleyeceğim. Fakat filmin yönetmeninin diğer filmlerini ve Milli Reasurans’taki fotoğraf sergisini izledim ve böylece kendisiyle ilgili birçok eleştirel yargıya sahibim. Mesela kimilerince başyapıt olarak gösterilen “Bir Zamanlar Anadolu’da” filminde ve sözünü ettiğim fotoğraf sergisi ışığında görsel sanatların en önemli biçim unsurlarından “aydınlık-karanlık” meselesini, plastik-görsel filozofi boyutunda Nuri Bilge Ceylan’ın hiç anlamadığını, anlamadığı için de çok amatör karanlık oyunlar içine düştüğüne fırsat buldukça dikkat çekiyorum. Bu ülkede ne kadar zorlarsanız zorlayınız resim sanatınız ne ise, diğer görsel sanat dallarınızda da durum, eğrinin düşerek azaldığı bir halde. Öyle kendini alkışlatmak ve ödüller almanın da görsel nitelikle hiçbir ilişkisi yok. Sanatta ödüle inanmam ve ödül işi sadece kişinin hızını kesen, gelişimini de engelleyen bir şeydir ayrıca. Kapitalist bir oyunun uzantısıdır. Niteliktir kilit nokta.

Şimdi tekrar Bacon ile ilgili edinimlerime döneyim ve buradan okurumun ne hissettiğime dair mesajlar elde etmesini sağlayayım: Türkçesi de olan ve beni mutlu etmediği için iyi bir çeviri olan Almancasından okumaya çalıştığım Gilles Deleuze’ün Francis Bacon’ın sanat felsefesi üzerine kaleme aldığı denemesi bana şunu düşündürttü yine; bizde böyle bir düşünür yapısı olmadığı gibi, Bacon’ın yarısı bir sanatçımız da güncel sanatımız bağlamında yok yazık ki. Tarihe gidersek, mimaride Mimar Sinan ve minyatür resminde de Nakkaş Osman’ın üzerinde- bir gün filozofik derinlikli kimseler bu topraklarda çıkarsa eğer– derinlikli çalışmalar yapılabilir ve buradan da pozitif bir sonuç çıkar diye düşünüyorum.

Bizde süfli bir insan yapısı var; çalışmadan, bilgi sahibi olmadan, derinlikli yorumdan (hermeneutik) korkan, fakat nedense hep bir şey olmak isteyen. Yazık ki böyle de olmuyor. Felsefe, sanat tarihi, sosyoloji, psikoloji yaparım deyip, bunları bilimsellik arkasından görüp, pratik olan üzerine düşünce üretmeyen bizdeki “alan insan tipi”nin, Deleuze gibilerin yakınından geçme ihtimalinin bile olmadığını vurgulamış olalım.

Denemekten korkmayan, bu yönde deneysel düşünceler ileri sürmek, yanlış yapmaktan korkmayan, kalıplardan uzak, açık ve samimi olan araştırmacı tipinin eksikliği bugün Türkiye’de sadece sanatta değil, her alanda yoğun şekilde hissedilmektedir. Sürekli meseleleri geriden takip eden bir toplum olmamızın, bu korkak ve samimiyetsiz insan tipinin ortaya çıkmasındaki etkisi büyük. Bizim toplum, halen neden kitabının adında biçem değil de üslup kullandın veya uygarlık tarihi tanımlamasını Server Tanilli kitabına başlık yapmıştı, bunu siz nasıl bile bile kullandınız diyen sığ insanların çoğunlukta olduğu bir yer. Oysa sanat tarihi, uygarlık tarihi, kültür tarihi insanlığa ait tanımlardır, öyle değil mi? Nato kafa nato mermer. Hiçbir derinlik içermeyen, yüzeyde sığ yaklaşımlar… Ya da kişi otuz yılı aşkın Almanya’da yaşıyor, bana karşı Picasso avukatı kesiliveriyor bir anda, fakat o kadar kuram memleketi olan Almanya’dan bir eleştirel kuramsal metni okumamış, var olan bir tezi varsa onu da güçlendirmekten uzak. Hep sığız. Hep boşuna yaşama, sırtını kaşıma, fakat çalışana ve işine gelmeyene de sürekli dil uzatıp karalama. Sonra o sergi senin, bu sergi benim gezsen ne olur, sende zihin yok, göz yok, sanatın istediği ruh hiç yok, kısaca sende sanatçı aurası yok, Bacon’ın en büyük özelliği olan klişeden kaçmak yerine, sen klişeye yaklaşmak için can atıyorsun, peki öyleyse nasıl olacak? İşte Nuri Bilge Ceylan’da da görsel sanatlara dair cehalet büyük, o nedenle de klişeler yığınla filmlerinde. O zaman demek ki zamanı gelmemiş, oluyor gibi gösteriliyor sadece, fakat olmuyor işte.

 

Özkan Eroğlu

Sanat Eleştirmeni Özkan Eroğlu

Sanat Eleştirmeni Özkan Eroğlu

Sanat Eleştirmeni,Tekhne Yayınları Genel Yayın Yönetmeni

ÖNCEKİ YAZI

Türk Plastik Sanatlarının Özgürlüğü- İsmail Hakkı Baltacıoğlu

SONRAKİ YAZI

Nilgün Yüksel ile Sanatın İçinden...-Eda Çığırlı

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*