Sanat & Kültür

Anadilimiz mi, Yoksa Devşirme Dilimiz mi?-Özgen Acar

İzmir Atatürk Lisesinde çok de­ğerli öğretmenlerden dersler aldık. Tü­mü ışıklar içinde yücelsinler… Bu seç­kin eğitim sayesinde sınıf arkadaşlarım, kendi dallarında üst düzeylere yüksel­diler.

1952’de birinci sınıfta, Cumhur Ertekin ve AlphanEroğlu ile “Dilimiz” adıyla  bir duvar gazetesi çıkararak, öğ­renci arkadaşlarımızın Türkçeye özen göstermeleri için çaba harcıyorduk. Cumhur Ertekin, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi nöroloji profesörü oldu, anabilim dalı başkanlığı yaptı. Aydınlar Dilekçesi davasında yargılandı, 1982’de 147’ler arasında üniversiteden uzaklaştırıldı. O dönemde yayımladıkları, bu­gün Türk ve yabancı meslektaşlarının temel başvuru kitaplarıdır. İsveç Lin­köping Üniversitesi’nde ders vermeye başladı. 1990’da Danıştay kararı ile üni­versiteye döndü. Üç kez ABD Nöroloji Kurumu başkanlığına seçildi. Ulusal ve uluslararası ödüller aldı.

Alphan Eroğlu ise İstanbul Teknik Üniversitesi’ni derece ile kazandı. Yüksek İnşaat Mühendisi oldu. YıllarcaTürkiye İşçi Partisi’nde görev yaptı. Üç yıl önce kaybettik. Edebiyat öğretmenimiz İse üni­versiteden 2 yıl önce mezun olan, takma adıyla “Kıl” Talat Tekin’di. Duvar ga­zetemizi beğeniyor, destekliyordu. De­mokrat Parti’nin ilk yıllarındaydık. Öğ­retmenimizi “komünist!” diye, önce Trabzon’a sonra Bitlis’e sürdüler, izini kaybettim.Aradan 18 yıl geçti. ABD’nin Kali­forniya eyaletindeki Berkeley Üniversitesi’ni gazeteci olarak ziyaret ediyor­dum. Üniversitenin ilginç bir saat kulesi var. Tepesine dar bir asansörle çıkılıyor. Asansörcü yaşlı bir kişi. Nereli olduğu­mu sordu. “Türk” olduğumu söyleyin­ce, “Bizde bir Türk profesör var, tanıyor musun?” diye, ikinci sorusunu yöneltti. Profesörün adını söyleyince, şaşırdım! Profesör, lisedeki edebiyat öğretmenim Talat Tekin idi.

Kendisini buldum. Beni yemeğe götürdü. Türkiye’den ayrılarak 1961’de bu üniversiteye gelmiş, “Orhun Yazıt­ları” konusunda doktora yapmış, profe­sör olmuştu. Türkiye’nin değerini bil­mediği “komünist!” öğretmenimize A- merikan Berkeley’den başka, Indiana Üniversitesi de sahip çıkmıştı.

1972’de Türkiye’ye döndü, Hacet­tepe Üniversitesi’nde profesör olarak göreve başladı.1994’te emekliye ayrıl­dıktan sonra, İstanbul’da Yeditepe Üni­versitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanlığında bulundu. Gözlerini 88 yaşında, 2015’te Bodrum’da yumdu ve orada toprağa verildi.

Hunlarm, Altaylılarm, Uygurla­rın, Tuna Bulgarlarının Türkçeleri, ayrı­ca Japonca ile Altay dili arasındaki iliş­kiler, çağdaş Türkçe bağlantılı 19 kitabı yayımlandı. “A Grammar of Ork~ honTurkic” adlı kitabı ile Türkiye dışın­da en çok tanınan Türk dilbilimci oldu.

Ne yapıp edip, Talat Tekin’in Türkçe ve kökenleri hakkmdaki kitap­larını bulup okuyunuz…

Saygın öğretmenimin izinde, sınıf arkadaşlarımla başladığım yolda yürü­meye çalışıyorum.

* * *

Anayasamızın 3. maddesi şöyle:

“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.”

Yöneticiler

“Anadili” Türkçe olan Cumhur­başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “yasal – yasadışı”sözcükleri yerine, sıkça “legal – illegal” diyor. Cumhurbaşkanının İngi­lizcesinin “one minute (bir dakika)” ile sınırlı olduğunu sanıyordum!

Bir gezide kendisine eşlik eden güvenlikçilerden “eskortlarla birlikte” diye söz etti. Bu sözcüğün anlamını, “korumalar” olarak biliyordum. Emin olmak İçin “Google’a” başvurduğumda karşıma şu sitenin adresinde bir başka anlamı daha çıktı! Lütfen tıklayınız! http ://www.konyatelevizyonu. com/

Anayasaya göre, dili Türkçe olma­sı gereken, Türkiye Cumhurbaşkanı, gezilerinde, kürsüde yaptığı konuşma­larda Kuran’dan alıntıları dinleyicilere Arapça söylüyor. Hangi Türk, o Arapça sözleri anlıyor? Yoksa o anda, kendisini Suudi Arabistan’da mı sanıyor? Yok, eğer Türkiye’de ise, bu konuşma Türki­ye Cumhuriyeti’nin “laiklik ilkesine”de aykırı olduğu için, “anayasal “suç değil mi?

Başbakan Binali Yıldırım, “türlü – çeşitli” gibilerden aynı cümlesinde, “risk – tehlike” diyor! Ayrıca siyasacılarımız gibi, haber sunucularının da konuşma- larında”arzu – istek, türlü – çeşitli, mutlu – mesut, önlem – tedbir, ilgi – alaka, şeffaf – saydam, örneğin – mesela” sözcüklerini birlikte dikkatsizce kullandıkları gözle­niyor!

TBMM’nin Başkan Yardımcısı AKP’li Ahmet Aydın”check” diyor. Az çok İngilizce biliyorum! Ama Aydın, şu sözlerden hangisini söylemek istemişti? “Gözden geçirme, engelleme, banka belgesi, lokantada hesap!”

Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, kalkınmadan söz ederken “altın vuruş”diyor! Ancak eroin kullananla­rın, aşırı eroin yüklemeleri sonucunda ölmelerini anlatan bu deyimle, acaba Türkiye kalkınmasına yapılan “altın vu­ruşu ” mu anlatmak istedi?

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi “full – dolu” diyor. “Doluyu”anladık, a- caba “full” ne demek? Yoksa “ayakkabı kutuları ’doldu’mu?”demek istedi?

Bunlar yalnızca birkaç örnek… Bundan böyle, yönetimdeki seçilmişle­rin konuşmalarını, Türkçelerini dik­katle izlemenizi öneririm.

TRT

Türk Radyo Televizyon (TRT), ya­sası gereği devletin “kolayca anlaşılabilir, doğru, temiz ve güzel bir Türkçe kullan­ması” zorunlu, bir kamusal iletişim ku­rumudur.

Haberleri okuyan sunucular, “Türkçe dili” konusundaki özenini, ya­şamı boyunca “tek ırkçılığım” diye ta­nımlayan, değerli, saygın, rahmetli Jülide Gülizar’ı günümüzde meslektaşları şu sözcükler ile mezarında, sağından soluna döndürüyorlardır:

“Seremoni (tören), prosedür (izlek), destinasyon (gidilecek yer), aranje (dü­zenleme), prodüktör (yapımcı), direktör (yönetici), an be an (her an, anında), deadline (bitiş anı-bitiş çizgisi), tolerans (hoşgörü), karizmatik (etkileyici), attrak­tiv(çekici), design (tasarım), anons (duyuru), arbede (çatışma), agresif (saldırgan), şov (gösteri), trend (eğilim), deklarasyon (bildiri), dejenerasyon (yoz­laşma), alternative(seçenek), bienal (yılaşırı), aktüel (güncel), konsept (kav­ram), spiker (sunucu – konuşmacı), şa­rampol (uçurum), organizasyon (örgüt), natürel (doğal), distribütör (dağıtıcı – ba­yi), center (merkez), branş (dal), lansman (sunum)”…

TRT’nin televizyon ve radyoların­da hava durumunu bildiren sunucular ise şimdi hava “raporunun detayları (durumunun ayrıntıları)” ile karşınız­dayız, diyorlar. Acaba anneleri, bu su­nucular ile konuşurken “bırak bu deta­yı”, “bırak bu teferruatı” mı yoksa en doğ­rusu olan “ayrıntıyı” mı diyorlardı. Bir yöremizde havadaki aşırı kar “risk (tehlike) “yaratabilirmiş!

Tabii bu söylemler yalnız TRT için değil tüm öteki yayıncılar için de geçerlidir. Spor haberleri sunucularına ge­lince:

“Sezon (mevsim), skor (sonuç), pe- riyod (devre), performans (başarım), ant­renör (çalıştırıcı), pozisyon (durum), start (başlama), maç (karşılaşma), sorti (çıkış), defans (savunma),maç (karşılaşma), game (oyun)”…

Yarışmalarda ise “butona (düğ­meye) basmak” ve “sinyal (işaret)” söz­cükleri öne çıkıyor.

Eskiden inşaatçılar “bahçeli ev” pa­zarlarlardı. Şimdilerde ise “megatowers’lardaki (yüksek kulelerde) daireleri”pazarlıyorlar. Acaba Bizans’ın yaptığı ve Fatih Sultan Mehmet’in 3 kule ekle­mesi ile oluşan “Yedi Kule zindanını” mı kıskanıyorlar!

Bilgisayar

1990’larm başında “bilgisayar” Türkiye’ye girince, bu gelişmeyi başa­rıyla kullanmaya başlayan Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) olağanüs­tü bir sözlük yarattı.

“Computer (bilgisayar), printer (ya­zıcı)” olarak hizmete sundular. Ancak günümüz bilgisayar uzmanları “slash (tire işareti), “imeyl (ileti)” dedikleri için, ilkokul öğrencileri de bu sözcükleri kullanarak, ana dillerini dışlıyorlar. Bu konuda tüm öğretmenlere önemli gö­rev düşüyor!

Yunanlı ve Avro

Her nedense “Yunanlı” diyoruz! “Yunan” sözcüğünün kökeni, yüzyıllar önce Ege kıyımıza gelen “İyonlar” söz­cüğünün, zamanla ” Yunan ‘a ” dönüşme­sinden kaynaklanır. Yunan-istan, Bulgar-istan, Hırvat-istan, Ermen­istan, Türk-istan, Türkmen-istan, Kazak-istan, Özbek-istan sözcükleri di­limize Farsçadan geçti.

Sonundaki “istan” takısı Farsça, “gül-istan” gibi “gül – bahçesi” ya da söz konusu ülkelerin adlarının eklerindeki “istan” Yunanların, Hırvatların, Bulgar­ların, Türklerin, Türkmenlerin, Kazak­ların, Özbeklerin “ülkelerini”anlatır. Hırvatlılar, Bulgarlılar, Kazaklılar, Öz- bekliler denilmediği gibi Yunanlı da de­nilmez.

Avrupa Birliği’nin resmi parası adını, kıtanın ve birliğin adı olan “Europe’un” ilk iki hecesinden alır. İngiliz­ce söyleyişi ile “yöro” denilir. Neden, iktisat haberi sunucular “Avro ” yerine “yüro” derler, anlamakta güçlük çekiyo­rum!

TRT Genel Müdürlüğü, bir genel­ge ile çalışanları dil konusunda uyarsa ve böylece öteki yayıncıları da yönlendirse acaba nasıl olur?

“Atatürk’ün başlattığı Dil Devriminin başarısını yadsıyamayacağımız gibi 1983 ‘ten bu yana dilin akışının, hem dilde devrime inanmayan sözde bilimcilerce hem  de siyasanın baskısıyla ne denli yavaşlatıldığını da yadsıyamayız. Yeni Özleştirme Kılavuzu, Türkçenin bu günkü görüntüsüne de ayna tutmaktadır. Bu nedenle Yeni Özleştirme Kılavuzu’nun gün ışığına çıkması çok önemlidir.”

Sevgi ÖZEL / Yeni Özleştirme Kılavuzu (s 8)

YENÎ ÖZLEŞTİRME KILAVUZU

Prof. Dr. KAYATÜRKAY Çıktı  Aldınız mı?

 

 

 

 

 

 

Gazeteci-Yazar Özgen Acar

Gazeteci-Yazar Özgen Acar

ÖNCEKİ YAZI

Sanatta Temsilin Yıkımı: Fenomenolojik Göz Olayı

SONRAKİ YAZI

Self-Service Art'tan Açık Çağrı

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*