İzlekler Dergi

Ali Dirier Heykelleri ve Yaşamı

Ali Dirier ,  kentin kaosundan ve yaşamın getirdiği deneyimden  kendine ve heykele  yer açmak için  şu anda Denizli’de Kömürcüoğlu Vakfı adına  heykele dair varlık yaratan ve öğrencileri olan bir heykel sanatçısının hikayesi, sanatın bazen nerede olduğunu bulamayan kişiler için iyi bir yön göstergesi.  

Ali Dirier, Mavi At’a Saygı

 

 

E.S:  Heykele nasıl başladınız?  Heykel serüveninizden bahsedebilir misiniz?

A.D: Heykel serüvenim Manisa’da ortaokul 2. sınıfta iken Çaybaşı Deresinde karşılaştığım ayak formundaki bir taş ile başladı diyebilirim. Doğa onu öyle güzel işlemişti ki, 12 yaşında onu kucaklayıp eve getirdim. O taş hala benim yatağımın yanındadır ve benim neredeyse tüm yaşamımı izlemiştir.

Lisede okurken heykel okumak istedim. Her fırsatta söylüyordum. Bir gün böyle bir okulun olduğunu sanat tarihi hocam söyledi. İDGS Akademisi heykel bölümü var dedi. Hatta Manisa’da heykel okuyan öğrenci bulunduğunu, adının da Önder Büyükerman olduğunu söyledi. Çok heyecanlanmıştım. Bir gün hocamın sözünü ettiği Önder’i Vali konağının orda yakalayıp sorular sordum. O da bana şöyle demişti. “Bak arkadaşım, öğretmen olunmuyor, sanatçı olunuyor” dedi ve  heykeltıraş olmaya karar verdim.

Sınavlara katıldım Siyasal Fakültesi ile Güzel sanatlar arasında seçim yapmam gerekiyordu. Siyasal’ı kazanabilecekken 10.000 kişinin katıldığı sınavda başarılı bulunup Mimar Sinan Üniversitesi heykel bölümünde okudum. Okurken uygulamaya ve atölyeye çok önem verdim. Hocaların asistanlığını yaparak kendimi geliştirmeye çalıştım diyebilirim. Mezun olduktan sonra 6 yıl öğretim görevliliği yapıp öğrenci yetiştirdim. Memur zihniyetinin bana göre olmadığını gördüm ve ayrıldım. Uzun süre mekanlar tasarladım. Disko ve bar mekanları yaptım. 91 yılında yaptığım ilginç bir iş vardır.  Memo diye bir gece klubünde 52 model Dodge arabayı pist haline getirip yerli yabancı mankenleri değişik günlerde boyadım, giydirdim. Aslında bunlar o dönem Türkiye için çok yeni farkındalıklar olduğu için Star Tv’de yılbaşı gecesi yabancı Okurken pratik yapma şansı buldum. Hocaların işlerini de yaparak kendimi yetiştirdim. Mezun oldum ve 1982 yılında okulda öğretim görevlisi olarak 6 yıl hocalık yaptım. Memurluk zor zanaat bana ters geldi ve ayrıldım. Uzun bir süre mekanlar tasarladım. Disko ve bar mekanları yaptım. İç mimar gibi okullara birçok dekorlar yaptım. 1991 yılında yeniden yarattığım Memo diye bir diskotekte eski, 52 model bir docce arabayı pist haline getirip orada değişik günlerde yabancı yerli mankenleri boyadım, giydirdim. Bunlar Türkiye için çok yeni farkındalıklar olduğu için Star TV de yılbaşı gecesi yabancı müzik eşliğinde sunuldu. Gazetelerde haber yapıldı. “Heykel Ali kadınlara boyuyor” diye. Sonra TV piyasasına giriş yaptım. İzzet Öz Teleskop, Mehmet Teoman ile çalıştım. Sanat yönetmenliği, birçok klip ile müzik piyasasında bulundum. Bir bakmışım ki yönetmenlik yapmaya başlamışım. İşte tam da orada kendime geldim. “Sen heykeltıraşsın Ali dedim, heykelinle uğraş.” Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük usta Heykeltıraş Mehmet Aksoy’un yanına Cumhuriyet Köyüne gidip ona yardım ettim ve Aksoy beni Denizli’ye yolladı. 2012 den beri de Denizli’deyim.

KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA

 E.S: Heykel yaparken yaşadığınız aydınlanma anlarınız var mıdır? Heykelin yapım süreci sizin için ne zaman başlar?

A.D: Yaşamımdan anılar, toplumsal,mitolojik hikayeler,bir takım tarvmaların ben de bıraktığı izler ile dışavurumcu bir anlatımla üretebilir ve yaratabilirim. İşleyeceğim konuyu kafamda düşünürken işin aslında büyük bir bölümü bitmiş oluyor.

E.S: Taş heykelin diğer malzemelerden farkı sadece ortaya çıkan yapıtın etkisi midir? Taş heykelle ilgili olarak kendi deneyiminizden hareketle ne söyleyebilirsiniz?

A.D: Taş, sabır, dikkat ve disiplin gerektirir. Üst yapısı matematiktir. Bizler ışık ve gölgeyi yontarız. Erk olmak, bilmek ve dikkatlice işlemek ile ortaya çıkan sert bir malzemeyi yumuşatarak sevimli hale getiririz. Diğer malzemelere göre geriye dönüşü yoktur. Yaptığın hiçbir işin birbirine benzerliği yoktur.

Ali Dirier,Denizli Heykel Kolonisi, Çağlar Boyu Kadının Yolculuğu

 

E.S: Heykel sanatı sizin için tekil bir yolculuk mu yoksa dünyayla kurduğunuz bir ilişkinin sonucu mudur?

A.D:Kesinlikle dünya ile kurduğumuz bir ilişkinin sonucudur. Dünya üzerinde var olan formlar zenginliğinden gelişen ve gelişmekte olan tarihsel ve toplumsal olaylardan beslenerek üretilen ve ortaya konulan her bir farklı ifade ve biçim yenilikçi bir arayış içine girmemizi sağlar.

 

E.S:Heykelin edebi ve antik çağdan bugüne uzanan tarihsel yanlarını çağdaş heykel anlayışıyla ne ölçüde bağdaştırıyorsunuz?

A.D: Antikiteden gönümüze tarihsel süreç akademik eğitimin başlangıç ve sonuç diye ikiye ayırmak gerekir. Temel sanat eğitiminin geldiği son aşama modern ve çağdaş heykel anlayışı ile bütünleştirdiğin kapsamda çok farklı, birbirinden zıt anlayışlar ortaya çıkar. Bu anlayışlar aslında yenilikçiliği de beraberinde getirir. Gelinen nokta da bu olmalıdır. Bu yüzden çağdaştır.

Ali Dirier, Atatürk Heykeli

 

E.S:Türkiye’de Cumhuriyet kuşağının yaptığı atılımlar sonrasında heykel sanatının yeterli derecede gelişmeme nedenleri ideolojik midir?

A.D: Kesinlikle ideolojik olduğu kadar dinseldir. Atatürk’ün bireysel çabaları sonucu yurt dışına gönderilen D grubu sanatçıları  ( ressamlar, heykeltıraşlar, ilim bilim ve müzik adamları 50-60 lı yıllara kadar sanat ve kültür konusunda ülkemize büyük katkıları olmuştur. Ki cumhuriyet öncesi yurtdışına eğitim amaçlı gitmek isteyen sanatçılar kendi imkanları ile gitmişlerdir. 80 yılına kadar sanatsal ve kültürel ilerleme yerini gerileme dönemine bırakmıştır. Yetenekli öğrenciler okullardan yavaş yavaş uzaklaştırılıp, yerine kopyacı eğitmenler alınmış onlarca güzel sanatlar açılmış. Yeteneksiz eğitmenler eşliğinde sanatsal ve kültürel eksiklik becerileri olan mezunlar sözüm ona sanat piyasasına adım atmışlardır.

 

E.S:Bir sanatçı olmanın yanı sıra bir eğitimci olarak üniversitelerdeki heykel atölyesi eğitimini nasıl buluyorsunuz?  Genç heykeltıraşlara neler tavsiye edersiniz? Heykelle bir yaşam rahatlıkla kurulabilir mi?

A.D: Heykel atölyesi eğitimlerini tabi ki eksik buluyorum. Çünkü eğitmenler yetersiz. Bir de üstüne devlet son yıllarda müfredatlardaki değişiklikler, daha da sanatsal kaygıları alt üst etme yarışı içine girdi. Öğrencilerin geleceği daha da kötüye gidiyor. Arada kendi çabası ve yeteneği sayesinde mezun olan genç heykeltıraşlar durmaksızın pratik yapmak, kültürel anlamda bol bol sanat kitapları okumak, çok çalışmak, çok çalışmak zorundalar.

Heykelle yaşam, çok istemek çok sevmek, çok çalışmak hatta mesleğine aşık olmayı gerektirir.

E.S:Bir heykeltıraş malzemeye biçim vermenin yanı sıra yaratıcılığını ortaya çıkarmak için ne yapması gerekir?

A.D:Dünyaya, hayata, geçmişe bakış açısını geliştirmesi gerekmektedir. Yaratıcılık vardır fakat onu ortaya çıkarmak gerekmektedir. Etrafında cereyan eden her olayı incelemek, irdelemek gerekmektedir. Pratik ve kültürel yani çağdaş bir anlayış ile malzemeye sıkıca sarılması gerekir.

E.S:Ali Dirier’in yaşam felsefesini düşündüğümüzde Ali Dirier heykeli bize ne söyler?

A.D: Çok değişik dönemlere göndermeler vardır. Benim heykellerimde çok farklılıklar, birbirine benzemezlikler, değişik dönemlere ait farklı form anlayışları, bazen toplumsal bazen çevresel, kimi zaman yaşamsal, çocukluktan kalan travmalar, antikiteye göndermeler ve de realist özgün çalışmalar yer alır. Bazı zamanlar büyüsel, ritüeller bana ışık olmuştur. Her yaratıda ayrı bir mesaj vardır. ALİ Dirier’in heykelleri antikiteye, yaşam biçimine, ruhsal durumumuza ve hayata dair her konuya gönderme yapar.

E.S:Heykelin dünyadaki ve Türkiye’deki vizyonu hakkında ne söyleyebilirsiniz?

A.D:Dünyada ve Türkiye’de sayılı heykel sanatçısı vardır. Geçmişe baktığımızda içeride ve dışarıda ticari bir meta olarak bakılmadan ve yenilikçi bir anlayış doğrultusunda üretilmekteydi. Zamanımıza gelince – istisnalar kaideyi bozmaz – ticari bir meta gözüyle bakılıp ona göre üretilip paraya çevrilme kaygısı üzerine kurulmuş bir düzen vardır. Sürekli aynı işler, aynı kişiler, aynı galeriler ve tekrarları… Tekrarlar sürüp gitmekte, kalite düşmektedir. Bir de üstüne sempozyum heykeltıraşları üreyip her tarafa aynı işlerin tekrarını yaparak sanat yaptığını sananlar…  Tarih bunun hesabını soracaktır. Biz Nihat Kömürcüoğlu Kültür Sanat Turizm ve Tanıtım Vakfı seçici kurulu olarak başka yerlerde yapılmış işleri yaptırmadığımız gibi kamusal alanda kullanılmak üzere görsel ve işlevsel yeni yaratılar bekliyoruz diye açıklamalarda bulunuyoruz.

E.S: Denizli Taş Heykel Kolonisi’ndeki hocalığınızın ve Denizli sınırları içerisindeki Laodikya, Afrodisyas gibi antik uygarlıkların sanatınızı nasıl etkilediğini burayla nasıl bir bağ kurduğunuzu düşünüyorsunuz?

A.D: Aslında Denizli sınırları içindeki antik kentler sanatsal anlamda akademik eğitimci açısından gelen öğrencilere öğretmeğe çalıştığımız, çalışma disiplini. Onlar için çok önemli. Geldikleri okullarda antik heykellerle pek nadir karşılaşıyorlar. Bazı okullarda vitrin mankeninden çalışıldığı bile öğrenciler tarafından bana anlatıldı. Tabi çok üzüldüm. Özellikle Afrodisias heykel okulu günümüzde de tazeliğini koruyor. Öğrencileri oraya özellikle götürüp onları geçmişte çalışan öğrencilerin ne zor şartlarda ve o kadar da güzel işler bıraktıklarını biraz da olsa kamçıladığını hissetmek güzel bir duygu.

E.S:Kamusal alanda heykelin konumunu değiştirmek için kültürel bir seferberlik mi gerekir? Sizin heykelin geleceği konusunda endişeleriniz var mıdır?

A.D:Kamusal alanda heykel gerçekten gelecek nesiller açısından çok önemli. Biz 1985 yılında akademi yeni mezunları olarak 5 arkadaş gazetelere beyanat verdik. “Belediyeler bize yer göstersin, para almadan heykel yapalım” dedik. Tek bir belediye ilgilendi. Balıkesir’in Bigadiç Belediyesi.

E.S: Örnek gösterebileceğiniz geçmiş cumhuriyet döneminde veya bugünde, yurtdışından heykel sanatçıları kimlerdir?

A.D: Cumhuriyet Dönemi heykel sanatçıları: Ali Hadi Bara, Zühtü Müritoğlu, İlhan Koman, Şadi Çalık, Mehmet Aksoy, Kuzgun Acar, Koray Ariş, Ayşe Erkmen, Füsun Onur

Yurtdışındaki geçmişten günümüze çağdaş ve modern heykel sanatçıları olarak Umberto Boccioni, Constantin Brancusi, Ossip Zadkine, Alberto Giacometti, Pablo Picasso, Henri Spencer Moore, Aguste Rodin sayabilirim.

 

 

 

 

 

İzlekler

İzlekler

ÖNCEKİ YAZI

Performatif Estetik ya da Şabalama-Necmi Karkın

SONRAKİ YAZI

Özkan Eroğlu'nun Yeni Kitabı Uygarlık Tarihi Çıktı !

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*