Sanat Kampüsü

Alexander Davidov’un Heykelleri Hakkında Öznel Bir Değerlendirme-Tufan Erbarıştıran

Bulgar sanatçı Alexander Davidov 18 Şubat 1987’de Sofya’da doğdu. Orada iyi bir eğitim aldı. Genç yaşta başladığı heykel çalışmalarını soyut bir anlayışla sürdürüyor.

Heykel sanatında malzemeyi bilinçli kullanmak, onu tasarımsal bir boyuta ve biçime çevirmek son derece önemlidir. Yonttuğunuz maddeyi zihninizde oluşturduğunuz ya da bir kâğıda desen olarak çizdiğiniz biçime benzetmek, aslına yakın ama soyut bir teknikle heykele dönüştürmek için sadece el becerisi ve deneyim yeterli değildir. Algısal anlamda oluşturduğunuz form, teknik anlamda soyut bir yetkinlik içermelidir. İnsan zihnine doğrudan etki yapan, başka sözlerle söylemek gerekirse, baktığımız heykelden bize yansıyan imgenin ne olduğunu anlamak için algısal bir değerlendirme yapmalıyız. Alexander Davidov’un kendine özgü tekniği, yaratıcılığı ve imgesel değerleri yansıtması açısından önemli bir sanatçı olduğunu söyleyebiliriz. Onun heykellerinde, mitoloji ve bunun günümüze olan yansımasını, insanın doğayla olan ilişkisini, biçim ve orantının ölçülü olmasını görüyoruz. Şimdi bu genç sanatçının, heykelleriyle ilgili öznel bir değerlendirmede bulunacağız. 

 

davidov1davidov2davidov3

 

Işığın yansıması

Davidov’un heykellerinde ışığın yansıması, izleyen üzerinde mistik bir atmosfer yaratır. Görüntünün net ve anlaşılır olması, ışığın teknik açıdan göze hoş gelen bir yansıması ile kendini gösterir. Heykel üzerindeki parlaklık ve kamaşma sayesinde, sanki bir prizmadan geçirilmiş bir ışığın ansızın çoklu bir renklendirme sunması gibidir. Sözünü ettiğimiz bu ışığın yansıması, gücü ve etkisi, izleyen üzerinde anlık bir “es” yaratır. Gözleriniz bir an için karşısındaki duruluğa, parlaklığa ve yansımaya yöneldiğinde, o ışık kümesinin etkisinde kalır. Bu kez dikkatle baktığınızda, heykelden size yansıyan ışık, bir süre sonra gözleriniz alıştığında, aynı ışığın atmosferinde bir başkalık olduğunu fark edersiniz. Nedir bu? Heykel yine aynı heykeldir. Heykel ve ışık, birbirlerine izdüşümünü andıran, bu anlamda bir paylaşma (sözel) sentaksı yaratan, izleyen ile doğrudan ilişki kuran bir anlama/tanıma bürünür. Işık bir örtü gibi heykel üzerinde gezindikçe, ayrıntılar ve imgesel değerler belirginleşmeye başlar. Heykelin soyut görüntüsü, içinde sakladığı ana temanın dokusunu, dolaylı bir yoldan sizinle buluşturur. Heykeli izleyen, onun üzerindeki ışığın yaydığı gölgeler ve ışık parçacıkları sayesinde, heykeli bir başka gözle görmeye başlar. Prizmayı tersinden çevirirsek, yedi renk, tek bir renk olarak karşımızdadır. O halde, heykel de tıpkı bu prizma gibi ışığı yutup emmekte ve kendi soyut değerleri üzerinden yansıtmaktadır. Böylelikle heykeli izleyen, imgesel ayrıntıları ve heykeldeki biçimselliği daha iyi tanıma şansına kavuşmuş olur. Sonuçta görsel algı bir yerden sonra kişide gördüğünü anlama ve yorumlama yetisini tetikler diyebiliriz.

“Görsel algı görme duyusunun eyleminden farklıdır. Algılama anında, beyin bireyin beklentilerinden, geçmiş yaşantılarından, diğer duyu organlarından gelen duyumsamalardan, toplumsal ve kültürel etmenlerden etkilenir ve onları göz ardı edemez. s.25” (2) 

 

Heykellerdeki mükemmel uyum ve ince ayrıntılar

Alexander Davidov’un heykellerinde oranlar, ölçümler, ince ayrıntılar son derece bilinçli bir biçimde yapılmıştır. Göze hoş gelen el işçiliği bir yana, heykellerdeki bu gösterimsel yapı sayesinde, ayrıntılar daha belirgin olmaktadır. Özellikle yaptığı hayvan figürlerinde, mitolojik katmanlar ve söylemler olsa da, figürlerin aslına uygunluğu dikkat çekicidir. Tüm bunlar figür ağırlıklı tasarımlardır aslında. Ancak bronz ve taşın uyumu, öylesine yumuşak bir ifadeyle birleştirilmiştir ki, figür ile üstünde bulunduğu taş arasında dolaylı bir ilişki vardır. Figürün tek başına, yapayalnız bir biçimde ortada durması, bu nedenle sadece boşluğu dolduran, el becerisini çağrıştıran, ona ticari bir ürün görünümü verecektir. Sanatçı bu nedenle heykellerinde, el işçiliği ile estetik zarafeti uyumlu bir biçimde örtüştürmüştür. Sözgelimi, at figürünün görkemli görünüşü, kusursuzluğa varan ince ayrıntıları, yansıttığı ışık ile doygun bir form oluşturmaktadır.

Hayvan figürleri ile izleyen arasında, sessiz ama imgesel bir dille bağlantı söz konusudur. Figürlerin kendi sesleri, uğultuları, haykırışları, bağırmaları imgesel bir algılama ile izleyene sezdirir. İzleyen bu sesleri duy(a)maz kuşkusuz. Ancak sözünü ettiğimiz sesleri, doğanın içinden kopup gelen çığlıkları, figürlerden yansıyan ışık ve ayrıntılar sayesinde algılayabilir. Ses burada imgesel bir değer olmakta, figürün kendi gerçekliğinin ötesine geçmektedir. Ses imgesi ile izleyenin zihinsel algılaması arasında, dolaylı bir iletişim vardır. Sözgelimi, at ya da başka bir hayvan figürünü izlerken, o hayvanın sesini, figürün üzerinden yansıyan ışık ile duyumsamaktadır. Ses artık bir ışık demeti (belki bir kırpıntısı) olarak, figürün doğal gerçekliğini yansıtmasını, imgesel anlamda izleyene duyumsatır. Sözünü ettiğimiz bu duyumsatma, figürün sesini başka bir form kalıbına sokar ve doğrudan kulağımıza değil, duygularımıza yönelen bir sezdirme olarak yansıtır. Ses imgesi ile figürün çıplak gerçekliği arasında, iletişimsel bir örtüşme olsa da, izleyen üzerinde algısal bir birikim yaratır. Sesi duymayan ama duyumsayan izleyici, en sonunda figürün ana temasındaki birleştirici ve dışa vuran sezdirmeyi algılayabilir. İşte sözünü ettiğimiz bu sezdirme sayesinde, insanın toplum içindeki sosyal konumu ve kendi gerçekliği de bir anlamda ortaya çıkar. Bir tür paradoks gibi görünen, bu karmaşık yapının temelinde sezgi yetisi vardır. Hangi sesin nereden geldiği, sesi algılama biçimi ve yetisi, sesin imgesel değerini tanıması ve tüm bunların ortak paydası figürün ana teması ile birleşir. Her bireyin kendi gerçekliğinde, toplumu sorgulama/tanıma ve ona bir anlam verme yetisi vardır. Bilişsel süreçte kendini ve çevresini tanıması, doğa ve hayvanlar üzerinde bilgi sahibi olması son derece önemlidir. Figürlerdeki duyumsanan ses imgesi, izleyen üzerinde kişilik derinliği yaratır. Basit gibi görünen, aşağıdaki iki (diğerleri de öyle kuşkusuz) hayvan figürü, insanın diğer canlılardan ayrılamayacağı kanısını yaratır. İki figürün canlılığı, hareket anındaki görüntüsü, görkemli yapısı izleyenin yapacağı katkı ile bütünleşecektir. Figürlerin değişik sesleri, doğanın zenginliği anlamındadır. Aynı zenginlik insanın yaşadığı toplum için de geçerlidir diyebiliriz.

“Her bir bireyin içinde gelişmiş olan toplum duygusunun derecesi evrensel geçerliliği olan insan değerlerinin yegâne kriteridir. Toplum duygusuna olan ruhsal bağımlılığımızı inkâr edemeyiz. Toplum duygusunu tamamen silebilecek bir insan yoktur. s.177” (1)  

 davidov4davidov5davidov6

Mitolojik figürler

İnsanlık tarihi boyunca mitoloji, masal, destan ve yerel kültürler sürekli karşımıza çıkmaktadır. Mitolojinin kökeninde, insanın temel kaygıları vardır. Bilmediği, tanımadığı, yorumlamaktan korktuğu ve bu anlamda duyduğu her şeyi sözlü geleneğe dönüştürmüştür. Kulaktan kulağa dolaşan bu söylentiler, sonunda birer efsane olmuştur. A. Davidov, böyle söylencelerden esinlenerek heykellerini gerçeğe uygun bir anlayışla yapmıştır. Onun çalışmalarında, mitolojinin kökenini bulamayız. Ancak sanatçı mitolojiden yararlanarak, onun yansımasını heykellerine taşımıştır. Tam anlamıyla uzak geçmişte yaşandığı ileri sürülen bazı olayları/kişileri, bunlarla ilgili olan hayvanları gerçek konumlarına yakın bir anlayışla heykele dönüştürmüştür. Atın ya da bir boğanın simgeselliğinde, izleyiciye belirli bir tema sunulmaktadır. Söz konusu hayvanın yansıttığı güç, kapsadığı söylence (ya da gelenek), içinde geçtiği masal gibi konular öne çıkmaktadır. Yine bazı heykellerinde ontolojik, spesifik bazı imgeler eşliğinde, yansıttığı içsellik sayesinde geçmişin izleri görmemiz olasıdır. Bazılarına totem gibi gelen değerlendirmeler, sanatçının heykellerinde hayvanların yansıttığı insan-doğa ilişkisinden ibarettir aslında. Totem ve tabu anlayışı bir yana, onun heykellerinde çoğaltım yerine, doğrudan insanın kendi kökenine ait bazı sezdirmeler vardır. A. Davidov, insanın geçmişinden gelen korkuları, kaygıları ve masalları insani duygularla heykellerine almıştır.

“Demek ki totemizm dinsel bir gereksinimden değil, insanların sıradan ve günlük gereksinimlerinden doğmuştur.    …..Totem olan hayvan, insan ruhunun hayvansal başkalaşımlarının bir çocuğudur. s.140” (3)

 

İnsan-doğa ilişkisi

Alexander Davidov’un heykellerinde ana tema, insanın sanatsal kökeni, tarihsel varlığı ve çevresiyle olan konumu belirleyici bir rol üstlenmiştir. Sanatsal boyutta işlenen heykeller, görsel bir atmosfer yaratmaktadır. Sanatçı bunu yansıtırken, insanın tinsel yanını da unutmadan, onun bu özelliğini yaşadığı çevre koşullarıyla örtüştürerek vermektedir. Bazı heykellerinin anonim bir yapısı olsa da, ışığın ve estetiğin kattığı zenginlik, sonuçta izleyen üzerinde sanatçının imzası gibidir. İnsanın yaşadığı çevreyi değiştirmesi, kendisinin de buna uyum sağlaması, aynı ortamda bulunan diğer canlılarla ortak bir yaşam sürmesi, bu sosyolojik olgunun ilk katmanıdır aslında.   

Davidov, bronz ve taş ile yaptığı heykellerinde, estetiğin ve temanın uyumlu birlikteliğini sunuyor. Sanatçının yaratıcılığı, görsel ve anlamsal ifadelerin, izleyici üzerinde yarattığı etkidir aslında. “Matador” adlı heykelinde olduğu gibi, brüt bir anlayışla ve kısmen tors anlayışa uygun bir teknikle yapılmıştır. “Matadorun” ikili gösterimsel yapısı, boğa-insan ikilemi ve bunun soyut bir teknikle heykele dönüştürülmesi hayli ilginçtir. Sanatçının yaratıcılığı, heykel üzerindeki estetiksel dokunuşları, temayı çağrıştıran fiziksel yapının etkinliği önemlidir.

 

 

A. Davidov, heykellerinde fiziksel/anatomik eğriltmelerle ve soyut bir teknikle yaptığı çalışmalarında önemli sezdirmelerde bulunuyor. İnsanın kökeni itibariyle, doğadan geldiğini ve çevresel koşullarla uyum içinde olduğunu imlemek istiyor. Başkalaşım ve değişim gibi felsefi çağrışımların yer aldığı heykellerinde, histerik bazı coşkulu duyguların yansıması da görülmektedir. 

Sanatçı bu tür çalışmalarıyla kendisinden epeyce söz ettirecektir. 

Kaynakça:

(1) İnsan Doğasını Anlamak

    Alfred Adler

    Çeviri: Deniz Başkaya

   İlya yayınları

   2003 – 295 sayfa

 

(2)Görsel İletişim

Dr. Gülgün Bangir Alpan

Ya-Pa Yayınları

2005 – 88 sayfa

 

(3)Totem ve Tabu

Sigmund Freud

Çeviri: Hasan İlhan

Sayfa Yayınları

2014 – 190 sayfa 

Tufan Erbarıştıran

Tufan Erbarıştıran

ÖNCEKİ YAZI

Mitosun Eşliğinde Coğrafyanın Sesleri

SONRAKİ YAZI

Çağdaş Sanat Ortamında Küratörün Rolü-Eda Çığırlı

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*