Sanat

Sanatta sınır var mıdır?-Şemsi Altaş

En eski kaynaklardan biri olan Plinius’un büyük ansiklopedisine göre resmin başlangıcı gölge miti ile başlamaktadır.[1] Daha sonra resim gölgenin ötesine geçerek doğa ile yarışacak gerçekliğe ulaşmıştır. Sanatçı bu nedenle bir süre sonra kendini yaratıcı ile eş konuma getirir. Bunun yanı sıra sanatçı, yarattığı esere imzasını atarak belli bir amaca yönelik çalışmadığını teyit eder. Bu konuya ilişkin Kris ve Kurz, bir sanat eserinin  yaratıcısının ismi ile anılması durumu, sanat eserinin artık dinsel, ritüel ya da daha geniş anlamda büyüsel bir işleve hizmet etmediğini söyler (Kris, Kurz,2013;11,12). Sanat eserinin dinsel işlevi özellikle modern dönemle birlikte büyük ölçüde son bulur ve kendi özerk alanını yaratır. Kendi otonomluğunu kazanan sanatçı, sanat eserini de kendisi için üretir. Bu sayede sanatçı, kendi varlığını sanat eseri ile ortaya koyar. Peki, sanatçı eserini var ederken istediğini yapmakta özgür müdür? Sanatta sınır var mıdır? Deleuze şöyle der; “Bir yaratıcı haz uğruna çalışan biri değildir. Mutlaka ihtiyaç duyduğu için yaratır” (2003; 20). Dolayısıyla sanatçı ihtiyaç duyuyorsa sınır tanımaz ve bu sınırı gerektiğinde aşar. Benzer şekilde Lacan Seminer XI’in sonuç değerlendirmesinde “özne ‘arzu olarak kendini kuşatan sınıra’ ulaşmalı ve bu sınırı geçmelidir” der ( Akt. Zupancic, 2000; 18). Bu durum yaşam ile sanatçı arasındaki sınırların kaldırırken etik anlamda bazı tartışmalara sebep olmuştur.

Walker Evans Metro fotoğrafları serisinden

1938 yılındaki Walker Evans’ın New York metrosu fotoğraf çalışmaları yaşam ile sanatçı arasındaki sınırı zorlayan ve hatta ortadan kaldıran bir çalışmadır. Evans bu fotoğraf serisinde New York metrosuna binerek paltosunun altına gizlediği fotoğraf makinesi ile gizlice metrodaki insanları fotoğraflamıştır. Bu fotoğraflarda sanatçı metrodaki insanları gizlice teşhirlenmiştir. Sontag’a göre, “Fotoğrafı çekilen her şey ya da kişi, fotoğrafa dönüşür …”(Sontag, 2011; 36). Dolayısıyla sanatçı fotoğraflanan şeyi nesneleştirir ve ahlaki ve etik sınırları ortadan kaldırır. Benzer bir çalışmayı 1940 yılında Stanley Kubrick de gerçekleştirmiştir (Resim-1/2). Sanatçı bu yolla kişilerin fotoğraflardaki görünüşlerini ele geçirir. Çünkü Sartre’ın bahsettiği gibi görünüş özü saklamaz, onu açınlar. Yani görünüş var olanın özünü saklamaz (Sartre, 2011; 20). Dolayısıyla sanatçı bu yolla var olanın özüne sahip olur.

Stanley Kubrick/New York Metrosu

 

“Estetik özerklik düşüncesinin babası sayılan Kant, ‘estetik muhakeme’nin ‘yararsız ve çıkarsız’ olduğu iddiasını ortaya atar. Ona göre ‘güzelin amacı, amaçsız olmasıdır’ ve güzellik ‘herhangi bir kavramla tanımlanamaz’. Sanatın maddiyatla ve maneviyatla bir ilgisi yoktur, çünkü maddi bir ihtiyacımızı karşılamadığı gibi, ahlaki bir işlev de görmez. Sanat özgürdür, özerktir ve yönetilemez” (Akt. Artun, 2015, http://www.e-skop.com/skopbulten/sanat-para-simbiyozu/2432). Bu anlayış sanatçının özgür bir alan içerisinde hareket etmesine neden olmuştur. Bu özgürlük 1960’lı yıllarda

70 sanatta kavramsal düşüncenin ön plana çıkması ile ahlaki ve etik konularda da sınırların tamamıyla yok olmasına neden olmuştur. Sanatçılar kimi zaman kendi yaşamlarından yola çıkarak, performans, fotoğraf, yerleştirme gibi kavramsal çalışmalar yapmışlardır. Bu bağlamda sanatçılar uygulama alanlarını genişleterek toplum içerisinde aktif rol almışlardır. Özellikle 1980’den sonra Sophie Calle, Marlene Dumas ve Nan Goldin yaşamın içinde kişilerin yaşamlarına şahitlik eden sanatçılardır. Bu sanatçılardan Sophie Calle kendi hayatından yola çıkarak başka hayatları teşhirlemeye ve dışarıdan gözetlemeye koyulmuş, Dumas, ırksal ve kültürel farklılıkları ortaya koymuş, Nan Goldin ise, toplumda ötekileştirilmiş olan kişileri fotoğraflamıştır. Sophie Calle’nin fotoğraf çalışmaları ‘gösteri’ olarak nitelendireceğimiz bir kimlik kazanarak seyir nesnesi haline dönüşmüştür. Başka insanların hayatlarına gizliden ortak olarak bu durumu tüm çıplaklığı ile    önümüze        sermektedir.    Bu açıdan bakıldığında    sanatçı             seçtiği özneyi röntgenlemektedir. Nan Goldin’nin fotoğrafları ise dışarıdan bir gözlemci fotoğrafları değildir. Sanatçının fotoğraflarında özne bizzat kendisidir. Bu sanatçıların yanı sıra kendi hayatını tehlikeye atan performanslarda yapılmıştır. Burden’nin 1971 yılında yaptığı ‘shoot’ isimli performansı buna verilebilecek bir örnektir (Resim-3). Burden ölüm tehlikesini göz önüne alarak asistanından kendisini vurmasını istemiştir. Burden yaptığı bu performanstan sonra hastaneye kaldırılmıştır.

1971’de ki ‘Shoot’ Performansında Burden koluna ateş ettirirken

1974 tarihli meşhur bir diğer örnek ise Marina Abramoviç’in Ryhthm-0 adlı performansıdır. Sanatçı burada, seyircileri masanın üzerindeki 72 adet nesneyi kullanarak kendisine ne istiyorlarsa yapmaya çağırıyordu (Gen, 2013, http://www.eskop.com/skopbulten/etkilesim-taciz-vandalizm-cagdas-sanatta-katilimcilik-ve-iliskisellik- 71 uzerine-bazi-sorular/1469). İzleyici bu aletlerle Abromaviç’e istediğini yapmakta özgürdü.

Bu nesneler arasında silahta yer almaktaydı. Eğer güvenlik müdahalede bulunmasaydı ve izleyicilerden biri o silahı alıp Abramoviç’e yöneltip silahı ateşleseydi ne olurdu?

Marina Abramoviç

1974’de ki ‘Rythm 0’’ Performansı Marina Abramoviç

Sanatçının toplumu şaşırtmasıyla ilgili olarak Ötgün şöyle der; “Sanat insana dolaylı ya da doğrudan dokunur, sarsar” (Ötgün, 2008, s. 92). Bahsedilen bu sarsma eylemi nasıl bir çarpıcılık peki? Sanatçıya her türlü yetkiyi veren bir çarpıcılık mı yoksa sınırları olan bir çarpıcılık mı? Joan Miro toplumda çarpıcılık ve şaşkınlık yaratma ile ilgili ‘ses getiren bir vuruş yapmak’ deyimini kullanır (Tapies, 2014, s. 26). Yani sanatçı toplumu şok etmeli, izleyicinin kafasını karıştırıp bu yolla sorgulamalara sevk etmelidir. Sanatçı sınırlar içerisinde kaldığı sürece toplumu şaşırtması oldukça güçleşir. Fikirler özgürce hayata geçirilemez. Bu bağlamda Tapies sanatçıyı tarif ederken şöyle der; “Ben sanatçıyı ancak sınırsız serüven içinde aşamadan aşamaya giden ve sırasında uçuruma atlamaktan da korkmayan biri olarak tasarlayabiliyorum” (Tapies, 2014, s. 37). Tapies’in bahsettiği sanatçının sınırsız serüven içerisinde aşamadan aşamaya giden tavrını Calle’de görmek mümkündür. Calle, sınırsız bir serüvene kendini bırakır ve kişilerin hayatlarında kendini bulur. Bu bağlamda 1983 yılında yaptığı Adres Defteri isimli çalışma oldukça dikkat çekicidir.

Fransız Liberation gazetesi 1983 yılında Calle’den bir yazı dizisi hazırlamasını istediği dönemde Calle, sokakta adres defteri bulur ve adres defterindeki kişilerle irtibata geçer. Böylelikle defterin sahibi olan Pierre D. ile tanışmadan kişiler aracılığıyla portresini çıkarmış olacaktır. Calle, Pierre D. gibi hareket ederek onun kimliğine bürünmüştür. 3 hafta sonra bu durumun farkına varan Pierre oldukça sert şekilde Liberation gazetesine yazar ve bu mektubu gazete aynı sayfada yayınlar. Gerçek ismi Pierre Baudry olan kişi bu sert ve öfkeli mektubun yayında Sophie Calle’nin çıplak bir fotoğrafını da yayınlatır (Hepsev, 2004, s. 60).  Bu durum Calle’nin hoşuna gider çünkü teşhirlediği kişi ile etkileşim sağlamıştır. Calle, sanatı ile yaşamı bir araya getirerek bunu bizlere açıkça sunar. Sanat ile yaşamı bir araya getirirken sınırları ve özel hayatı göz ardı eder. Tüm bunlar ışığında bakıldığında sanatçı, gerektiğinde Calle veya Dumas gibi 7[2] teşhirlemeli, Ai Weiwei gibi toplum kuralları dışında hareket etmeli, gerektiğinde ise Abramoviç veya Burden gibi kendini tehlikeye atmalıdır.

Sophie Calle ‘Otel’

Fransız fotoğraf sanatçısı olan Calle, 7 sene boyunca Fransa’dan uzak kalmıştır. 1979 senesinde tekrar Paris’e dönen sanatçı, kendini yabancı biri olarak hissetmiştir. Sanatçı doğduğu şehirde silikleşmiş ve kaybolmuştur. Bu durum Calle’nin flenaur2 kişiliğe sahip olmasına neden olmuştur. Yani Calle, bir kent gezginidir. Yabancılaşan sokakları, yabancılaşan insanları durmadan izlemeye koyulur. Bir flaneur kişiliğinin idrakına vararak kendi varoluşunun temelini nasıl anlamlandırıyorsa, Sophie Calle da kimliğini yazılı ve görsel yolla anlatarak varoluşunu kendine kanıtlamış olur. Bireyin varlığının silikleştiği kalabalıklarda kendini fark edebilmek için sadece kendisini işaret eden bir ayna veya bir yansımaya ne kadar ihtiyaç duyduğuna işaret eder (Süzen, 2010, s. 18). Dolayısıyla Calle toplumun gezen aynasıdır. Bireylerin kalabalıklar içerisinde kendi kendisini izlemesine olanak sağlar. Bu yaklaşım biçimi Calle’nin yapacağı bir dizi çalışmanın da çıkış noktasıdır. Sanatçı, 1979 senesinden sonra bir dedektif gibi kişilerin hayatlarına dalmış ve riskli çalışmalar yapmıştır. TheHotel / Otel (1981), The Address Book / Adres Defteri (1983), The Dedective  / Dedektif  (1981), The Sleepers  /  Uyuyanlar (1979), Les Autographies / Otobiyografiler Serisi (2000) ve Exquisite Pain / Yoğun Acı Serisi (2003) tartışmalara sebep olan çalışmalardan bazılarıdır.

Calle’ nin belki de en dikkat çeken çalışmalarından biriside 1981yılında yaptığı Otel[3] isimli çalışmasıdır. Calle, gerçek kimliğini saklayarak bir Venedik otelinde temizlikçi olarak işe girer. Odalardaki eşyaları fotoğraflayarak ve notlar alarak durum tespiti yapar. Calle ilk günkü tespiti ile ilgili olarak şöyle yazmıştır;

“16 Şubat 1981 Pazartesi günü, müracaatlar ve bekleyişle geçen bir yılın sonunda, kendimi bir Venedik oteline, başka birinin yerine üç haftalık bir süre için oda temizlikçisi olarak kabul ettirmeyi başardım. Bana dördüncü kattaki 12 odayı emanet ettiler. Temizlik saatleri boyunca, müşterilerin kişisel eşyalarını, geçici yerleşmelerinin izlerini ve aynı odanın farklı kişilerle birlikte yaşadığı değişimi inceliyordum. Yabancısı olduğum yaşamları ayrıntılı bir şekilde gözlemliyordum” (2002, s. 95).

The Hotel, Room 47 1981 Sophie Calle born 1953 Presented by the Patrons of New Art through the Tate Gallery Foundation 1999 http://www.tate.org.uk/art/work/P78300

Sanatçı, her girdiği 12 odada ayrı ayrı deneyimler elde eder. En ufak ayrıntıyı bile fotoğraflayarak kişilerin yaşamlarını kendi yaşantısı haline getirir. Sanatçı bunu yaparken nesneleri olduğu gibi çeker, müdahalede bulunmaz. Calle için yaşamın kendisi zaten bir kurgudur. Sontag şöyle der; “Bir şeyin fotoğrafını çekmek, fotoğraflanmış olan o şeyi ele geçirmektir” (2011, s. 3). Sontag benzer fakat farklı bir ifadesinde ise, “ … yani, insanların fotoğraflarını çekmek, onları, sembolik yolla sahip olunabilecek nesnelere dönüştürür” (2011, s. 3). Yani Calle her fotoğrafta kurgulanmış dünyanın 73 nesnelerine sahip olur. Belki Duchamp’ ın üç boyutlu hazır nesneleri gibi olmayabilir ama Calle’in fotoğraflarla zaptedilmiş imgeleri vardır. Calle bu sayede imgeler yığını oluşturur. Bu imgeler yığını sanatçının varoluşsal sorgulamalar içerisinde kendisini var edebilmesini sağlar. Zaten Calle’nin amacı da başka insanların hayatları üzerinden kendine bir bakış sağlayabilmektir. Sanatçı kendi iç bakışını bu sayede gerçekleştirir.

 

  Sanatçı, kişilerin bavullarını açarak özel eşyalarını da karıştırır. Hatta eline geçirdiği günlükleri de ayrıntılı olarak okuyarak kişi hakkında notlar tutar. Sadece kişilerin şahsi eşyalarını incelemekle kalmaz Calle, aynı zamanda odadaki çöpleri de karıştırır. Çünkü en ufak bir detay kişi hakkında fikir verebilir. Odayı kullanan kişinin odaya dağılımı bile sanatçı için önemli bir veridir. Sanatçı aynı zamanda saat gün ve tarihleri de not düşerek kayıt altına almıştır. Tüm bunlar sayesinde Calle, hiç 74 karşılaşmadığı veya konuşmadığı insanlar hakkında bilgi sahibi olur. Sanatçı kişilerin özel hayatlarını hiçe sayarak suç sayılabilecek yaklaşımlarda bulunmuştur.

Sanatçı her odada farklı eşyalarla ve ortamla karşılaşır. Ayrıca her oda farklı günlerde değişiklikler gösterir. Sanatçının 16 Şubat Pazartesi günü saat 9:30’ da aldığı notlara göre, 28. odada sadece yatağın tek bir tarafında yatılmıştır. Sanatçı, 3 seyahat çantası, 8 çift 38 numaralı bayan ayakkabısı, 5 çift 42 numaralı erkek ayakkabısı olduğundan bahsetmiştir. Ekonomi magazin gazetesinin de yer aldığını notlarının arasına düşmüştür. Bir diğer gün yani 17 Şubat Salı günü 9:10’ da ise, çift kişilik yatağın her iki tarafında yatılmış olduğunu yazmıştır Calle. Aynı zamanda sandalye üzerinde pamuktan üretilmiş beyaz pijamadan ve yatağın sağ kısmında alarmlı bir saat olduğundan da bahsetmiştir. 19 Şubat Perşembe gününe kadar sanatçı notlar ve fotoğraflar çekmiştir.

Sanatçı, 17 Şubat Salı günü saat 10:00’ da 44. odada çalışmalarına devam eder. Yatağın sol tarafı dağınık şekildedir. Banyoda kozmetiklere rastgelen Calle, aynı zamanda kuruması için asılmış beyaz bir iç çamaşırı ile karşılaşır. Ayrıca Calle odada kalan kişi ile ilgili olarak, dün odada kaldığını ve sağ kolunun üstüne yatarak bazı özel duygularla fotoğraflara baktığını düşünmüştür. 18 Şubat Çarşamba günü saat 10:20’ de oda hala temiz ve boştur. Sanatçı bazı şeyleri tekrar düzenleyerek çıkmıştır. 19 Şubat Perşembe günü 13:00’ da kapıda ‘‘Lütfen rahatsız etmeyin’’ yazısından dolayı sanatçı odaya girmemiştir. 20 Şubat Cuma günü de aynı durumla karşılaşan sanatçı odaya yine girmez.

22 Şubat Pazar günü 47. odaya giden sanatçı, çift kişilik yatağın tamamının dağınık olduğunu notlarının arasına yazmıştır. 4 çift terliğin farkına varan Calle, bunların ikisinin yetişkinler için, diğer ikisinin de çocuklar için olduğunu saptar. Yeşil pamuklu pijama ve gecelik olduğunu, bavulun yerde durduğunu ve içinde poşetlerle kaplanmış şekilde ilaç ve kitapların olduğundan bahsetmiştir. Evrak çantasının içini karıştıran Calle, pasaportlara ulaşır ve fotoğraflarına bakarak kişilik analizini daha ayrıntılı yapar. Kişilerin hangi saç renginde olduklarından, çiftlerin evli olduğuna ve Genova’da yaşadığına kadar ayrıntılı bilgilere ulaşır. 23 Şubat Pazartesi tekrar aynı odaya giren sanatçı, banyonun diğer güne göre daha dağınık olduğunu fark eder. Kişilerin duş aldıklarını yazan Calle, havlularında banyoda biriktiğini de notları arasına alır. Valiz 75 içerisindeki kitabın başucu masasına koyulduğunun farkına varır. Çöp kutusunda 8 parçaya ayrılmış posta kartı bulan Calle,  Fransızca yazılmış yazıları okuyarak bunları fotoğraflamıştır. 24 Şubat Salı günü 10:30’da son kez odaya giden sanatçı, Bavulların toplandığı ve odadaki balonun da bırakıldığını yazmıştır.

28 Şubat cumartesi günü saat 10:15’ de 29. odada çekimlere ve notlar almaya devam eden Calle, çift kişilik yatağın her iki tarafında da yatıldığını not almıştır. Masa üzerindeki kül tablası içerisinde sigara izmaritlerinin olduğundan, 2 bardağın ve su şişesinin olduğundan bahseder. Banyoda 2 tane diş fırçasının olduğunu ve kırmızı renkte olanın yeni ve hala pakette olduğunu, diğerinin ise sarı renkte olduğunu yazmıştır. Sanatçı aynı zamanda bu odadaki kıyafet dolabını da açmış ve kıyafetleri incelemiştir. Bu odada aynı zamanda içinde kişisel bilgilerin yer aldığı notları da sanatçı okur ve bunları not alır. 29 Şubat Pazar günü tekrar aynı odaya giden Calle, odayı temizleyip çıkar.

Sonuç olarak; sanatçı, yaşam ile sanatı bir araya getiren ve her türlü riski de alan kişi haline gelir. “Kendi hayatım için bazı çözümler üretmeye çalışıyorum. Bu benim kişisel terapi yöntemim. Doğrusu, sanat bana bir koruma sağlıyor ve böylece yapmak istediklerimi yapma hakkı elde ediyorum”(Calle, 2002, s. 51). Sanatçı bu sayede kendine koruyucu bir kalkan oluşturmuştur. Benzer şekilde Walker Evans da çekilen her fotoğrafın nesneye dönüştüğünden ve ahlaki düzleme oturduğundan bahseder. Bu yaklaşım etik ve ahlaki yönden oluşabilecek sınırları sanatçı açısından ortadan kaldırır. Bu duruma ilişkin Arbus, “Fotoğraf, benim dilediğim yere gidip, istediğim şeyi yapmamı sağlayan bir izin belgesiydi” diye yazmıştır (Akt. Sontag, 2011, s. 51). Sontag da

Arbus’un bu sözlerine karşın şöyle demiştir;

“Fotoğraf makinesi, fotoğrafçıyı fotoğrafını çektiği insanlara karşı duyabileceği her türlü sorumluluktan kurtararak, ahlaki sınırları kaldıran ve toplumsal engelleri yok eden bir pasaporttur. İnsanların fotoğrafını çekmenin önemli olan tarafı, sizin onların hayatından herhangi bir şekilde müdahale etmeyişiniz, sadece onlara misafirliğe gitmiş olmanızdır. Fotoğrafçı, süper turisttir; Yerlilerin yurttaşlarını ziyaret edip, onların egzotik usulleri ve tuhaf giysileriyle ilgili haberlerle geri dönen antropologun uzantısıdır” (2011, s. 51,52).

Bu bağlamda sanatçı, sanatçı kimliğine sığınarak her şeyi yapabilme ruhsatına sahip birisidir. Calle bu ruhsatı oldukça fazla kullanan sanatçılardan birisidir. Sontag’ ın bahsettiği ‘süper turist’ kavramı Calle’e tam olarak karşılık gelmektedir. Calle kendi doğduğu şehirde turist olarak gezer. İnsanların hayatlarına misafir olur ama ev sahibinin bile haberi olmayan bir misafirliktir bu. Dolayısıyla Calle, gerçek hayatın tam ortasında dolanır durur.

 

Kaynakça

Artun,           A.        (2015).            http://www.e-skop.com/skopbulten/sanat-parasimbiyozu/2432, Erişim Tarihi: 27.04.2017

Baudelaire, C. (2014). Modern Hayatın Ressamı. (Ali Berktay, Çev.). İstanbul: 76 İletişim Yayınları.

Calle,S. (2002). New York Kullanma Klavuzu. (Özge Açıkkol, Çev.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. Deleuze, G. (2003). İki Konferans, Yaratma Eylemi Nedir? Müzikal Zaman. (Ulus Baker, Çev.). İstanbul: Norgunk Yayıncılık.

Ötgün, C. (2008). “Sanatın Şiddeti ve Sınırları”, Sanat ve Tasarım Dergisi, (1), 90-103.

Hepsev, S. (2004). Sophie Calle, Nan Goldin ve Marlene Dumas’da Öznellik ve Bedenin Temsili. Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul.

Kris, E., Kurz, O. (2013). Sanatçı İmgesinin Oluşumu: Efsane, Mit, Büyü. İstanbul: İthaki Yayınları.

Sartre, J., P. (2011). Varlık ve Hiçlik. (Turhan Ilgaz, Gaye Çankaya Eksen, Çev.). İstanbul: İthaki.

Süzen, D. (2010). Sophie Calle Örneğinde Kamusal Alanda Sanat Ve Mahremiyet Olgusu. Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir.

 

Sontag, S. (2011). Fotoğraf Üzerine. İstanbul: Agora Kitaplığı.

Stoichita, V., I. (2006). Gölgenin Kısa Tarihi. (Bilge Aydın, Çev.). Ankara: Dost Kitapevi.

Gen, E. (2013). Etkileşim, Taciz, Vandalizm? Çağdaş Sanatta Katılımcılık ve İlişkisellik             Üzerine Bazı     Sorular.           http://www.e-skop.com/skopbulten/etkilesim-tacizvandalizm-cagdas-sanatta-katilimcilik-ve-iliskisellik-uzerine-bazi-sorular/1469,Erişim Tarihi:01.04.2015

Zupancic, A. (2000). Gerçeğin Etiği. (Ahmet Süreyya Özcan, Çev.). Ankara: Epos Yayınları. http://www.tate.org.uk/art/artists/sophie-calle-2692, Erişim Tarihi: 01.05.2017  

 

77

Şemsi Altaş

Şemsi Altaş

ÖNCEKİ YAZI

İzlekler 1. Sayı

SONRAKİ YAZI

"DOĞA"- Semra Göney Sergisi Galeri Ark'ta

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*