GündemÖzkan Eroğlu

90’lı Yıllarda İstanbul Sanat Galerileri

90’LI YILLARDA İSTANBUL SANAT GALERİLERİ

Plastik sanatlar ortamının ayrılmaz parçalarından biri de, kuşkusuz galerilerdir. Bugün, galerilerin ne durumda olduğunu anlamak için, onları büyüteç altına almak artık birçok yönden gerekli olmuştur. Çünkü galeriler, kendi içlerinde çeşitlenirken, yöneticilerinin de adeta bir aynası durumundadır; yani yöneticisinin etik hali, o galerinin sanatçı, izleyici, eleştirmen vb. taraflarla olan ilişkilerini de şekillendirmektedir. İşte bu noktadan itibaren de, kimi güzellikler ve çirkinlikler devreye girmektedir.

Sanat galerileri, mimari konumları ve yönetim durumları ile kendilerini gösterir. Mimari konum açısından, İstanbul’da adını öne çıkarabilen galeri sayısı ne yazık ki azdır. Çoğu mekan, Teşvikiye, Nişantaşı, Beyoğlu bölgelerinde konuşlanmış apartman dairesinden, ya da dükkandan bozma galerilerdir. Bunların, doğal ve yapay ışıkla olan ilişkisi, ısısı, nemi vb. etkenler bağlamında geri bir durumda olduğu söylenebilir. Çünkü, genellikle duvarlarını beyaza boyatan ve spotlarını takan, galeri kurduğunu zannetmiştir. Galerilerin, sergilediklerinin yapıt olması beklendiğine göre, bu bağlamda muhatap oldukları kişilerin de sanatçı olması gerekir. Türkiye’deki plastik sanatlar ortamında, sanatçı da çok azdır. Çoğu galerinin yeni sanatçılar bulup çıkaracak düzeyleri, görgüleri, gözleri ve uslarının olmadığı da görülmektedir. Bu yönde elde epeyce delil vardır. O zaman galericiler, ya çoğu zanaatçı olan kimselere ya da bazı meslektaşlarının yaptığı gibi; Batının kaçıncı sınıf olduğu belli olmayan isimlerine şans tanımaktadır. O zaman sanatçı olduğu iddia edilen kişi galerinin, galeri de söz konusu kişinin aynasıdır dememiz kadar da normal bir şey olamaz sanırım. Onun için hemen şunu belirtmekte yarar vardır ki, Türkiye’de birinci sınıf galericilik (hem galericiliğe, hem de mekansal kaliteye sahip olan) yapan bir anlayış ne yazıktır ki oluşamamıştır. Bahsettiğim şartlar altında da zaten bu iş mucizelere kalmıştır. Elde var olanların da bize iyiymiş gibi gelenleri ikinci sınıftır (bir parça da olsa galericilik kalitesi olan, ya da hem galeri, hem de mekan kalitesinde orta yolu bulmuş olanlar). Geri kalanların çoğu da üçüncü sınıf (her yönüyle sarkan, fakat buna rağmen olanakları bulunan) galerilerdir. Bir de, daha alt sınıflarda galeriler vardır ki, bunlar gidişatları gereği, hiç de iç açıcı durumda değillerdir. Şimdi İstanbul için ne kadar ciddi olduğu tartışılan, ya da onca olanaklarına rağmen ciddi olması beklenen galerileri topoğrafik bir izleme içinde ve eleştirel bir biçimde tanıtmaya çalışalım.

İstiklal Caddesine Tünel tarafından girince, bizi solda Ziraat Bankası Sanat Galerisi karşılamaktadır. Bu galeri, girintili bölümlere de sahip bir mekandır. Fakat yönetimi, yazıktır ki tutarlı sergileme sistemi ne demektir, bundan bihaber olduğundan, genelde çok inişli, az çıkışlı sergilemelerle karşılaşırız. Kısaca kötü sergiler düzenlenmektedir bu galeride. Danışmanlarının sanatla, zanaatı birbirinden ayıramamalarından kaynaklanan hatalar göze çarparken, olanaklar da heba edilmektedir. İlk açıldığı zamanlarda üçüncü sınıf bir galeriydi, şimdilerdeki durumu daha da olumsuzlaşmıştır.

Yola devam edince, sağ tarafta Borusan Sanat Galerisi ile karşılaşırız. Bu galeri, daha baştan tavrını koyarak, alternatif sanata ilişik bir galeri olduğunu göstermiştir. Fakat bunun için de mekan çok ufak olduğundan, düzenlemeler zorlama kalabilmektedir. Bu galeride, taraflı bir danışman ve yönetimin olduğunu söylemeliyim. Özellikle sanatı yuvalar haline getirmemeli ve sonra bu yuvaları birbirlerine kırdırtma yolunu denememeliyiz derim. Kendi kulvarında da olsa, yaz aylarında genç ve duyulmamış isimlere destek vermektedir. İkinci sınıf bir galeridir.

Hemen sol tarafta Tünel Emlak Bankası Sanat Galerisi vardır. Bu galeride de bugüne değin tutarlı sergiler olmasına rağmen, bürokrasinin sanata karışmasından ötürü çok kötü sergiler de açılmıştır. Tabii bu durum, galeriye inişli çıkışlı bir hava kazandırmıştır ne yazık ki. Aslında banka galerilerinin içinde iyi niyetlilerden biriydi yönetimi gereği. İlk zamanlarında ikinci sınıf bir galeri olarak görülebilecek bu mekanda, sonra üçüncü sınıf galericilik yapılmaya başlanmıştır.

Elhamra Binası’nda yer alan, daha önce Elhamra Sanat Galerisi olarak bilinen mekanın, bugünlerde yönetimi el değiştirerek Karşı Sanat Çalışmaları adı altında harekete geçmiştir. Evvel ki Elhamra Sanat Galerisi iyi sergiler düzenlemiyordu; arada bir genç isimlerle hareketleniyor gibi olsa da. Şimdiki, Karşı Sanat Çalışmaları ise, müthiş bir atakla yeni işler yapmaya başladı ve tarafsızlığı ilke edindi. Fakat son sergilerinde tarafsız kalamayacaklarına dair bazı sinyaller aldım, buna rağmen yine de bir süre tarafsız kalabileceklerine inanmak istiyorum. Elhamra Sanat Galerisi iken üçüncü sınıf olan bu mekan, şimdilerde ikinci sınıfa yükselme çabaları içinde.

Daha sonra da son yıllarda yenilenen yapısıyla, Yapı Kredi Bankası’nın İstiklal Caddesi’nde yer alan Kazım Taşkent Sanat Galerisi karşımıza çıkar. Bu galerinin kapısından içeri girince, bir galeri mekanı için olmaması gereken sol tarafındaki kesintili ve dönemeçli bölümüne rağmen, sağ tarafta yukarı kata uzanan merdivenler vardır. İki katlı bir galeridir. Sokaktan girişiyle ferah, rahat bir ön görüntüye sahip olmasıyla şanslı bir mekandır. Alt kat büyük boyutlu çalışmalara şans tanır bir atmosfer sunduğundan, genelde bu katın değerlendirilmesi, yukarı kattan farklı olmaktadır. Genelde Türk resim tarihine mal olmuş ressamlara ve son zamanlarda da yurtdışından dünyayı dolaşan kimi sanatçılara yer verilmektedir. Banka bünyesinde tutturulmuş bir yol vardır: o yol sınırların dışına çıkmaya izin vermeyen ve sanat açısından asla kabul edilemeyecek bir emir-komuta zinciridir: “kendi bildiğimizden ya da inandığımız danışmanlarımızdan şaşmayız” tercihiyle sergilerine devam etmektedir. Bu galeri önceki yıllarda, aynı binada iki galeriye sahipti ve sergi aktiviteleri daha sağlamdı. Ne yazıktır ki artık yeni işler yapmak için uğraş vermeyen, bu yönde arayışta olmayan, kanımca çok geleneksel bir galericilik yapılmaktadır burada. Son zamanlarda açılan Victor Vasarely ve Andy Warhol sergileri de çağdaş sanat müzesi olmayan ve yurt dışına çıkmakta hiç de özgür sayılmayan Türkiye gibi bir toplumda, tabiidir ki değerlidir, fakat bunlar hiç de sistemli başlangıçlar değildir. Sadece dağınık, telaş içinde ne yaptığını bilmeyen, çala kalem yazılmış reçetelere benzemektedir. Bu nedenlerdendir ki bu galeri, ikinci ile üçüncü sınıf arasında bir yerdedir.

İstiklal Caddesi güzergahına devam etmeden önce, Galatasaray Lisesi’nin yanından aşağıya doğru inen yolun sonundaki Apel Galeri’yi atlamayalım. Bu galeri, bir konut mimarisinin nostaljik mekan oluşumu içerisinde değişik, farklı sergilere yer vermeye çalışan yapısıyla dikkat çekiyor. Yükselişe ve tanınmaya yeni geçen bir galeri. İkinci sınıf bir galeri ciddiyeti taşıyor.

Eskiden Elmadağı’nda bulunan Garanti Bankası Sanat Galerisi’nin yeni yeri İstiklal Caddesinde, Galatasaray Lisesi’ni geçtikten sonra Taksim’e doğru sağdadır. Burası da kalabalık caddeye açılımlı, dükkandan bozma bir galeridir. Hem doğal, hem de yapay ışıkla yıkanan bir mekana sahiptir. Danışmanı zayıf, iyi bir serginin hemen üstüne, oldukça kötü bir sergiye yönelebilmekte ve bir kalite standardı ne yazık ki tutturulamamaktadır. Üçüncü sınıf bir galeridir.

İstiklal Caddesi’nin Taksim tarafındaki ucunda da tarihi Beyoğlu binalarından birisini değerlendiren Akbank’ın, Aksanat’ı yer almaktadır. Birçok kültürel etkinlik yapan bu oluşumun birinci katında da sanat galerisi yer almaktadır. Bu galeri, kesintisiz dikdörtgen mekanıyla olumlu bir galeri mekanına sahiptir, doğal ışık hiç almadan, sadece yapay ışıkla aydınlatılmaktadır. Bu galerinin de açılan sergiler bağlamında, değerlendirmesini özellikle akademik olanlardan yana yapması, yeni, gelecekte önemli işler yapacak kimlikleri keşfetmesini engellemektedir. İşler, tamamen günümüz usulünde, ahbap çavuş ilişkileriyle yürümektedir bu galeride de. Olumsuzluklara rağmen örneğin Yapı Kredi’ye oranla daha zamanımıza yakın oluşumların bu galeride desteklendiği kesindir. Şunu söylemek isterim: bir galeri, ressam, ya da mimar tarafından yönetilebilir. Fakat yönetenler dışarıda keşif yapmak, yeni isimler bulmak, hatta nice olumlu birçok eylem yerine, eğer kendi galerilerinde kendi sergilerini açmak durumunda kalıyorsalar, o galeri yapısının sağlıklı olduğu söylenebilir mi? Bu tip, parmakla gösterilen galerilerde tarafsızlık temel ilkedir, bunu unuttuğunuz anda söylenecek söz de kalmamış demektir. Bu galeri ikinci ile üçüncü sınıf arasında bir yerdedir.

Aksanat’ın hemen karşısında İş Bankası’nın Parmakkapı Sanat Galerisi vardır. Bu galeri de, bir kat mekanının değerlendirilmesiyle elde edilmiştir. İnişli çıkışlı bir sergileme grafiğine sahiptir. Bir düzey peşinde olma kaygısını taşımayan bir danışmanı olduğu kesin. Örneğin sanatçıdan çok, zanaatçıya yönelik bir galeri mekanı havası sunulmaktadır. Üçüncü sınıf bir galeridir.

İş Bankası Sanat Galerisi’nin bulunduğu binanın girişinden az ileride Dulcinea Sanat Galerisi bulunmaktadır. Üst katı kafeteryadır. Alternatif çıkışları desteklediği görülen bu galerinin, deyim yerindeyse klanlaşmış bir sistemin parçası olduğunu, ne varsa Batıda var, Türkiye’de bir şey yok edasıyla varlığını sürdürdüğünü belirtmeliyim. Üçüncü sınıf bir galeridir.

Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nin üç tane galerisi vardır. Bunlardan biri, neredeyse kare, diğerleri ise ince uzun dikdörtgen şeklindedir. Cadde tarafındaki dikdörtgen salon, doğal ışığa da açılımlıdır. Fakat mekanlar, yapay bir ışıkla yıkanır. Bu mekanlarda sergi açmanın şartı ise, -oranın yönetimince de söylenen- öncelikli olarak akademik ressam ya da heykeltıraş olmaktır. Eğer akademik değilseniz, ya çok ölü aylarda sergi açabilir, ya da hiç sergi açamazsınız, tabii yanı sıra ödeyeceğiniz kira bedeli de cabasıdır. Devlet kurumlarındaki bürokratik engeller de hesaba katılırsa, böyle yerlerde, çalışmaları çok iyi olsa bile, bir kişinin sergi açması çok zordur. Oysa sergi bir iddia işi olduğuna göre, iddiaları sağlam olanlara sergi yapmaya çalışmak, en azından devletin görevi olmamalı mıdır? Devlet her alanda olduğu gibi plastik sanatlarda da tarafsızlığı sağlamakla yükümlüdür. Burada yetkin, kimseden yana olmayan-tarafsız ekipleri oluşturarak; bunlara jürilik yaptırılmalıdır. Bu ülkede yılda bilmem kaç kişi sanat tarihinden, güzel sanatlar fakültelerinden mezun olmaktadır. Bunları bu noktalarda değerlendiremeyeceksek niye yetiştiriyoruz? Konu AKM gibi bir devlet kurumu olunca, eleştirilerim farklı noktalara kayar gibi oldu, fakat aslında bunların hepsi birbirine bağlı meseleler. Bu meseleleri çözmek zorundayız, başka çaremiz yoktur. Saydığım durumlardan dolayıdır ki ne yazıktır üçüncü sınıf galerilere sahiptir AKM.

Taksim üzerinden Teşvikiye ve Nişantaşı cihetine doğru giderken, 70’li yıllarda çıkış yapmak isteyen herkesin mutlaka sergi açmak istediği bir yer olan ve bugün Büyükşehir Belediyesi’nin elinde bulunan Taksim Sanat Galerileri’nde de, estetik seviyesi oldukça düşük sergilere yer verilmektedir. Doğru dürüst bir danışmana sahip olmadığı kesin olan galerilerin bulunduğu konum düşünüldüğünde, durumlarının içler acısı olduğu söylenebilir. Yazıktır ki bunlar da üçüncü sınıf galerilerdir.

Nişantaşı’ndaki Urart Sanat Galerisi, yıllardır çok dar olan bir mekanda plastik sanatlara destek vermektedir. Fakat çok plansız resim ve heykel konumlandırmaları yapan ve galeri yönetiminde sürekli aksamaları olan bu galerinin, son zamanlarda kendi çevresinde belirginleşmiş insanların resimlerini sergilediğini de söylemek sanırım yanlış olmaz. Üçüncü sınıf bir galeridir.

Nişantaşı’ndaki Galeri G, çağdaş sanatı destekleyen görünümde olan bu galeri, bir apartman katına konumlandırılmış durumda. İnandırıcı bir ciddiyet gösterisi yapamayan bu galeride, estetik bakımdan hiç umulmadık seviyesizlikler de yaşanmaktadır. Bu da trendinin yükseleceği umudunu veren bu galerinin çok çabuk pes etmesine neden olabilecek etmenlerdir. Üçüncü sınıf bir galeri görünümündedir.

Yeniden düzenlenen Maçka Galerisi, Mudo-Maçka Sanat Galerisi ismiyle yine karşımızda. Düzenlemesi yapıldığından bu yana, ne yapacağını şaşırmış, sanat mı, alternatif sanat mı gibisinden, çizgisine karar verememiş bir görüntü sunmaktadır. Üçüncü sınıf bir galeri havasındadır.

Teşvikiye’deki Contemporary Art Marketing (CAM), özellikle dekoratif sergilere yer vermekte. Fakat gençlere verdiği şanslar bu galerinin olumlu yanıdır. Tabii bir binanın dükkan katı olarak değerlendirilen galerinin düzenlemesi enteresan ve çağdaş bir görüntü sunuyor. İkinci sınıf bir galeri olduğunu söylemek gerekiyor.

Teşvikiye Sanat Galerisi, kendi inandığı isimlerden oluşan grubun dışında kalanlara şans tanımayan görüntüsüyle, dükkandan bozma, ufacık, bir sanat evi görünümünde bile olmayan bu galeri gelenekçi bir yapı sürdürüyor. Taşıdığı iddialarla, sergi mekanları arasında ise tam bir tezat var. Üçüncü sınıf bir galeridir. Galericilikten çok iki dergi yayınladığı için bir basın kuruluşu görünümündedir daha çok.

Teşvikiye Atiye Sokağın iki galerisinden biri olan Nelli Sanatevi’nde ise, kimsenin beklemediği derecede önemli sergiler olabiliyor ve en önemlisi hiç ismi duyulmamış isimlere ve düzenlemelere şans veriliyor. Açılan Floreal 1 ve 2 gibi enteresan sergiler söylemeye çalıştıklarıma örnek. Ayrıca Çağdaş Takı Sanatı adına da, sanat boyutundaki galeri konumuyla dikkat çekiyor. Bir apartman katı galerisi olan bu mekan, ikinci sınıf bir galeridir.

Aynı sokakta, bir dükkan-galeri olan Kare Sanat Galerisi, aslında Türkiye’deki çağdaş sanatın önemli galerilerinden biriydi. Yönetimi kendi kendini her geçen gün yok etti, ve etmeye de devam eder gözüküyor. Dilerim toparlanır, taşıdığı misyonun farkına varır. Geçmişiyle ikinci sınıf bir galeridir.

Milli Reasurans Sanat Galerisi’nin de kurulduğu ilk üç yıl içinde çarpıcı bir galeri olduğunu, daha sonra, giderek kan kaybettiğini söyleyebilirim. Milli Reasurans binasının zemin katında, oldukça geniş bir mekana yayılan bu galerinin, yönetiminden kaynaklanan ve günümüze yaklaştıkça tarafsızlığını kaybetmesi, dolayısıyla adına layık olmayan işlere kalkıştığı rahatlıkla söylenebilir. Sergilerine yaptığı kataloglar ise birer belge olmaları açısından önemlidir. Tüm olumsuz yanlarına rağmen, geçmişinden kazandıklarıyla ikinci sınıf bir galeri olduğunu söyleyebilirim.

Nev Galeri, çok küçük bir dükkan-galeri olmasına rağmen, seviyeli işler yapan sanat galerilerinden biridir. Sergilerine ve sanatçılarına yaptıkları katalog ve kitaplarla sanat tarihine de malzeme bırakan bu galeri, daha çok çağdaş sanata yönelimli isimlere destek vermektedir. İkinci sınıf bir galeridir.

Tem Sanat Galerisi, Nişantaşı’ndaki bir başka galeridir. Kendi inandığı sanatçı portföyünden, karma sergileri haricinde, pek kurtulamayan bu galeri, bir dönme dolap gibi, belirlediği ve asla sapmadığı isimlerine iki yılda bir sergi düzenleyerek, kapılarını dışarıya kapatmış bir galeridir. Mekan olarak da bir apartman katı galerisi olan Tem, iç dizaynıyla da artık demode sayılabilir. Aynı hava, galeri ideolojisinde de sürer ve karşımıza çok gelenekçi bir yapı çıkar. Üçüncü sınıf bir galeridir.

Nişantaşı’ndaki Artisan Sanat Galerisi’ne gelince, o da hem yönetim olarak, hem de mekanının değerlendirilmesi açısından, sanırım sergi düzenleyerek değil de, elden satışlarla yetinmektedir. Yılda birkaç kez ciddi sergilemelerle karşımıza gelen hayli eski galeri, bir revizyona gitmelidir diye düşünülebilir. Garip bir halde doğrusu. Üçüncü sınıf bir galeridir.

Etiler girişinde Almelek Sanat Galerisi de geleneksel bir galeridir. Sezon sonuna doğru genç, yeni atılımlara birkaç zamandır şans tanımaya başlaması, modern galericiliğe duyduğu özlemi göstermektedir. Bugünkü haliyle üçüncü sınıf bir galeridir.

Bir de Etiler’de Akatlar Kültür Merkezi Binası’nda çağdaş sanatın sözde garantili isimlerini desteklemeye çalışan Galeri Binyıl vardır. Bu galerinin buluşçu bir rol yerine, garantici yolu seçmesi, uzunlamasına, bir tarafı tamamen doğal ışığa açılımlı şık galeri mekanına yazık etmesiyle eş anlama geliyor. Arada grup sergileriyle bir araya getirdikleri isimler arasında yeni, henüz bakir isimlere rastlanabiliyor. Bu da galerinin artı puanı. İkinci sınıf bir galeridir.

Bebek’te PG Art Galeri de Türkiye’deki çağdaş sanatı destekleme peşinde. Bir apartmanın giriş katının galeri olarak değerlendirildiği ortamda, galerinin iyi niyetli yapısının olduğu da düşünüldüğünde, daha kalıcı ve vurucu organizasyonların neden olmadığı sorusu da kafama takılmıyor değil. İkinci ile üçüncü sınıf arasında bir galeri.

Bu cihetten Beşiktaş’a doğru gelirsek, buradaki son zamanların en güzel yerlerinden biri; Dolmabahçe Kültür Merkezi Sergi Salonu’dur. Gerçekten doğru bir restorasyonla izleyiciye açılan bu mekan, özellikle İstanbul Bienali çerçevesinde de kullanılıyor ve büyük kapsamlı sergilere de ev sahipliği yapıyor. Meclis’e bağlı olduğu söylenen ve günlük kira bedelinin de Amerikan Doları olarak, epeyce yüksek bir rakam olduğu bana ulaşan bilgiler arasında. Arada, bu mekanın havasını gerçekten bozan sergilere yer verilmesi de, aklıma başka soruları getirmiyor değil. Bu mekandan kazanılacak para kadar, mekanla doğru buluşmalara götürülecek projeler de çok önemlidir; bunun hiç unutulmaması gerekir. İkinci ile üçüncü sınıf arasında bir yerdedir.

Beşiktaş’daki bir diğer galeri de Deniz Müzesi Sanat Galerisi. Oldukça geniş dikdörtgen bir mekana sahip bu mekan da, seviyeli seviyesiz her türlü sergiye ne yazık ki açılıyor. Galeri yönetiminin doğru, ehil ellere teslim edilmemesi de işin bir diğer yanlış tarafı. Ayrıca galeriye giriş sadece iskele tarafından. Önceki yıllardaki gibi, ön kapı mutlaka açılmalı. Yoksa onca kontrolden geç ve yürü. Bu sanata yakın olmayan bir toplum için tutarsız bir giriş şekli. Üçüncü sınıf bir galeridir, gidişatına çeki düzen vermezse, çok daha kötü durumlara düşeceği kesindir.

Beşiktaş’da Otim Binası’nda yer alan Artist Sanat Galerisi’nin doğru bir galeri ideolojisine sahip olduğunu söylemek çok zor. Çağdaş sanata destek vermek isteyen bir mekan, fakat yöntemini bir türlü oturtamamış bir galeri. Zannediyorum, kimi isimlerin çalışmalarını öyle ya da böyle alıcıya ulaştırınca, destek görüyor. Üçüncü sınıf bir galeridir.

Beşiktaş’tan Karaköy’e doğru Tophane’deki ünlü Tophane-i Amire binası da, düzenlemesi yapıldıktan sonra, zaman zaman da olsa kapsamlı sergilere ev sahipliği yapıyor. Tarihi mekanların değerlendirilmesine dair olumlu bir örnek. İkinci ile üçüncü sınıf arasında bir yerde.

Buradan Karaköy’e Axa Oyak Sanat Galerisi’ne geçelim. Bu sigorta firmasının galerisi de yeni mekanlardan biri. Küçük dikdörtgen bir sergi mekanı. Tarihi sigorta binasının alt katının ufak bir bölümü galeriye ayrılmış durumda. Açıldığından bu yana, sanat tarihine malzeme olmuş Türk ressamlarına şans veriliyor. Bu açıdan, müzesi olmayan bir toplumda açık kapatmaya gönüllü bir mekan. İkinci ile üçüncü sınıf arasında bir yerde.

Şimdi de Anadolu yakasına geçelim. Bahariye’de bulunan Mine Sanat Galerisi, çok küçük, dükkandan bozma bir galeri olmasına rağmen, inandığı portföyüne hizmet vermesiyle geleneksel bir galeri havasında. O da bilinen isimlerin dışına çıkmaya çekinen bir galeri imajı yaratmış durumda. İkinci ile üçüncü sınıf arasında bir yerdedir.

Bir diğer galeri de Moda’da Bilim Sanat Galerisi, arada bir sergi açan bu galeri, sergilerini başka mekanlarda da düzenliyor. Hazırladığı kitaplarla dikkat çeken bu galerinin, çok seçici olmadığını ve belli bir düzende gitse, başarısının karakterleşeceğini söylemek olası. Aynı semtte bir de Yurt&Dünya Sanat Galerisi yerini almış durumda. Henüz çok yeni olan bu galeri için beklemek gerekiyor sanırım. Her iki galeri de üçüncü sınıftır. Özellikle Bilim Sanat Galerisi, bir galeriden çok, bir yayınevi gibi çalışmaktadır son zamanlarda. Fakat bu yayıncılığa bir editör sistemi getirmek gerekmiyor mu acaba?

Sanat Eleştirmeni Özkan Eroğlu

Sanat Eleştirmeni Özkan Eroğlu

Sanat Eleştirmeni,Tekhne Yayınları Genel Yayın Yönetmeni

ÖNCEKİ YAZI

Türkiye'deki Son Durumlara Bakış Açıklaması !

SONRAKİ YAZI

Murat Belge ve Şairaneden Şiirsel'e

Henüz your yapılmadı.

Yorumunuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*